// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Cüneyt Arkın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cüneyt Arkın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2015

Aksiyon, Macera, Cüneyt Arkın: Deli Fişek (1984)


















Yeşilçam’da bazı yönetmenler isimleriyle öne çıkarlar, bazıları ise tanınmasına rağmen geri planda kalmıştır. Bu yönetmenlerden biri Çetin İnanç.  1961’de Atıf  Yılmaz’ın yanına  yardımcı yönetmen olarak giren İnanç, daha sonra Lütfü Akad’la çeşitli filmler yaptıktan sonra  kendi tarzını yaratmak için 1967’de ilk filmini çeker. 1970’lerde de seks furyasının popüler olmasıyla birlikte 1970’leri de boş geçmez Çetin İnanç. 80’lere geldiğimizde Çetin İnanç vurdulu, kırdılı, aksiyon vari dövüş filmleri çeker, bu filmlerin olmazsa olmazsa jön adamlarından biri olan Cüneyt Arkın’ını da yanına alır. Çetin İnanç’ın bu dönemki önemli filmlerinden biri olan “ Deli Fişek,”     Acımasız bir katilin öldürmek için peşinde olduğu bir  kızı kurtarmak için kaçış ve macerayı konu alıyor.

Film başrollerini Dönemin kötü adamlarından Erol Taş, babacan ve kahraman adamlarından Cüneyt Arkın ve güzelliğiyle büyüleyen  Bahar Öztan ve bu dönemin eski adamlarından Baki Tamer paylaşıyor. Cüneyt Arkın’ı Abdurrahman Palay,  Erol Taş’ı Timuçin  Caymaz, Bahar Öztan’ı Jeyan  Mahfi Tözüm, Baki Tamer’i  Sadrettin Kılıç seslendiriyor. 
 
Filmin başlarından itibaren gizemli bir katil olan adamı siyah eldiveniyle, siyah şapkasıyla, gözlüğüyle tanıyoruz. İşini bilen  titiz çalışan bu katil daha sonra  rakibi olacak Murat’la tanışıyor. Seyircinin Murat’la tanışması Western filmleri izlerken oluyor. Gizemli katilin  Murat’la tanışmasından sonra macera dolu bir yolculuk başlıyor. Murat’ Bu yolculukta bol bol bol aksiyon var. Katilden kaçmak için hayatta tutunmalar, yapılan tuzaklar, bu kaçamaklarda otobüs ve tren sahneleri ise en görülmesi gereken sahneler olarak beynimize çakılıyor. Bahar karakterini oynayan “ Bahar  Öztan” masumane görüntüsüyle gönlümüzde ayrı taht kuruyor.

Cüneyt Arkın’ın filmlerinde saçmalık diz boyudur, bu filmde de geri kalmıyoruz, ama izletmesini başarıyor. Senaryo düz aksiyon bir filmin senaryosu olsa da oyunculuklar senaryodan daha iyi iş başarıyor. Yer yer Cüneyt Arkın’ın hızına yetişemiyoruz, kamera bi orada bi burada bizimle oyun oynuyor. Çetin İnanç’ın “ haftada dört film çekiyordum “ sözünü düşününce bunları garipsemek saçma olur. Bu filmde en önemli özellik; kamera çekim tekniği, senaryo’nun boşluklarını oyunculukların dolduruyor olması.  Filmin final sahnesi filmin başlarında Cüneyt Arkın’ı gördüğümüz sahneyle benzerlik gösteriyor, çünkü Cüneyt Arkın final sahnesinde Western’e selam çakıyor.,

Sonuç olarak; “ Deli Fişek “ Çetin İnanç’ın  haftada dört film çektiği dönemde  sürükleyici bir o kadar seyirciye aksiyon vaat eden bir yapım . 80’lerde bu ekolde bol bol çekilen filmleri düşününce, oyunculuk açısından da başarılı bir film olduğunun altını çizmek gerekir.

Yönetmen: Çetin İnanç
Senaryo:  Çetin İnanç
Oyuncular: Cüneyt Arkın, Erol Taş, Bahar Öztan, Baki Tamer,

Cem Kurtuluş,2015




12 Haziran 2015

İlk Yerli Wolverine: Lion Man / Kılıç Aslan (1975)



















Kuşkusuz 70’li ve 80’li yılların en başarılı jönlerinden biriydi Cüneyt Arkın. Oynadığı çoğu filmde toplumsal mesaj vermekten kendini geri çekmedi. Çoğu zaman babacan rolüyle gönlümüzde taht kurdu. Kötü rol karakterleri hazırken o karşımıza hep kurtarıcı kahraman karakteriyle çıktı.  70’li yıllarda Natuk Baytan öncülüğünde bir sinema ekolü oluşturulmuştu, bu ekol absürd filmlere yer verdiği kadar,  epik filmlere de yer verdi. Döneminde epik film olarak değerlendireceğimiz bir çok film çıktı. Tarkan Serisi, Battal Gazi Serisi, Malkoçoğlu, Kara Murat vs bunları takip etti.

Cüneyt Arkın, Natuk Baytan’la ilgili  önemli bir meseleye şöyle değiniyor;  “Paramız az, negatif az, zaman az. Altı tane çok güzel, sarışın kız gelecek sete. Onların sahnesi var. Sıra onlara geldi Natuk abi, “kızlar hazırsa gelsin” dedi. Set amiri vaziyeti anladığı için ortalıkta yok. Asistanı geldi. “Abi hazırlar”, Natuk Abi, “gelsinler o zaman” dedi. Altı tane fıstık gibi, mavi gözlü, sarışın genç kız yerine, altı tane şişman, çirkin, yaşlı kadın geldi. Natuk abi şöyle bir baktı sonra kameramana döndü “ya kameramanım, bu altı tane çirkin, şişman, yaşlı kadını, altı tane mavi gözlü, sarışın, güzel genç kız haline getirecek lambalar var mı sende?”, kameraman “var abi” dedi. Kameraman ışıkçıya sesleniyor; “abi altı tane şişman, çirkin, yaşlı kadını, altı tane mavi gözlü, sarışın, genç kız yapacak lambalarımız var ya onları getir bakayım” dedi. Hayata müthiş bir zekâyla bakan ve o gücüyle de en mutsuz durumlarda ince zekâsıyla ince espriler yakalayan dünya güzeli bir insandı. Nur içinde yatsın.” (Kaynak: İzdiham.com)

Natuk Baytan’a en yakın kişilerden biri olan Cüneyt Arkın böyle anlatıyordu bu meseleyi.  Natuk Baytan ekolünün filmlerinden biri olan “ Kılıç Aslan “ uluslar arası piyasada kendine Lion Man ismiyle yer bulmuş epik film ekolüne giren filmlerden biri. 70’li yıllarda Natuk Baytan’ın ne kadar iyi bir işe imza attığını kanıtlayan film olma özelliğini taşıyor.  

Filmimiz tuzağa düşürülen Süleyman Şah’ın oğlu Kılıç Aslan’ın intikam öyküsünü konu alıyor. Bu sebeple filmin başlarında Süleyman Şah’a kurulan pusuya tanıklık ediyoruz. Bu pusudan sonra Süleyman Şah’ın oğlu kumandan Anton tarafının askerleri tarafından kovalanıyor, bir ormana bırakılmak zorunda kalıyor. Süleyman Şah’ın oğlunun nasıl doğduğu gösterilmiyor, aniden doğuyor ve ormanda  kendi başına bir aslan gibi yetişiyor. Bu aslan pençeli çocuk bize “ Türklerin kahramanı “ olarak tanıtılıyor, intikamı alacak tek kişi bu kahraman oluyor.

Film akıcı bir  şekilde ilerliyor. Ormanda yetişen, hiç konuşamayan, aslanla büyümüş bir çocuğun nasıl bir kahraman olduğunu izliyoruz film boyunca. Basit senaryosu, tatmin edici diyalogları olmasa da film bize bol aksiyon, bol eğlence vaat ediyor. Müziklerinde yer yer polisiye filmlerinde duyduğumuz müzikleri duysak da filme ayrı bir neşe kattığını söylemek yerinde olur. İzlerken birçok sahneden keyif almamak mümkün değil. İzleyenin gözünde absürd gibi gözükse de izleyici bundan sıkılmıyor, tekrardan izleyince daha da keyif alıyor. Aslanlarla yetişmiş bir insanın cesur dövüş sahnelerine tanıklık ediyoruz, ve pençe gibi elleriyle kahramanımız düşmanlarına korku salıyor.Cüneyt Arkın filmlerinde görünen karakteristik özellik bu filmde de öne çıkıyor. 

Sonuç olarak; Birçok defa çocukluğunuza/çocukluğumuza damgasını vurduğunu düşündüğüm “ Kılıç Aslan “  Cüneyt Arkın’ın yurt dışında ismini Steve Arkın olarak duyurduğu film olma özelliğini taşıyor, bunun haricinde Cüneyt Arkın’ın birçok filminde gördüğümüz Yıldırım Gencer de (Anton) iyi bir iş çıkarıyor film adına. Bahar Erdeniz hem güzelliğiyle büyülerken, hem de oyunculuk adına başarılı olduğunu söylemek gerekir. Eğer çocukluğunuzda bu tür filmlere aşinalığınız olmuşsa çocukluğunuzu az çok yaşamışsınız demektir, ve absürd de olsa bazı filmler  tekrardan izlediğinizde bu tür filmlerden sıkılmayacağınızın garantisini veriyor!

Film Adı: Kılıç Aslan
Yönetmen: Natuk Baytan
Yapımcı: Memduh Ün
Oyuncular: Cüneyt Arkın, Yıldırım Gencer, Bahar Erdeniz, Reha Yurdakul,
Senaryo: Natuk Baytan, Duygu Sağıroğlu

Cem Kurtuluş, Haziran 2015

28 Mayıs 2014

Yeraltından Yeryüzüne Seslenenler: Maden (1978)


















Toplumların kendi dertlerini anlatacak, yaşadıkları acıyı sinemalaştıracak hikaye anlatıcılarına ihtiyacı vardır. Bazıları bunu yapmaktan çekinir, bazılarıysa halkı uyandırmak için bunu yapar. Toplumun sinemacılarının asıl görevi de halkı uyandırmaktır. Belki çektikleri filmler çok satmaz ama istenilen mesaj bir yerlere gider. Sinemada da amaç bir yerlere mesaj vermektir. Bu tür filmler kısıtlı imkanlarla çekilir. Filmin meselesi görüntü kalitesinin düşüklüğü değil, mevzuyu ne şekilde anlattığıdır. 

Yavuz Özkan ismi herkese tanıdık gelecektir. Türk Sinemasında iyi işlere imza atmış ,iz bırakmış bir  yönetmen. 1978 yılında Maden Filmini çekti Yavuz Özkan. Bundan önce Yavuz Özkan Maden işçisi olarak çalışmıştır, ama aynı zamanda Yavuz Özkan “ Maden İşçisiyim demek Madencilere hakaret olur benim için” diyen biri.   Yavuz Özkan’ın “ Maden “ filmini çekmesinden seneler geçmesine rağmen o zamandan bu zamana hiç önlem alınmadı,  maden faciaları günümüze kadar devam etti.  O dönemin filmde oynamış oyuncularından Tarık Akan,  Maden filminin neden çekildiği sorusunu şöyle cevap veriyor;

“ 1978 yılında çektik bu filmi. Bu filmin tek amacı vardı. O da şuydu: Ey emekçiler sendikalı olun, sarı sendikaya girmeyin, sarı sendikalı olmayın. Sizin iş güvencenizi, iş garantinizi bir tek sendika gerçekleştirir. Bu sendika gerçekleşmezse ya da sarı sendika veyahut taşeron işçi olursanız başınıza işte bunlar gelir” 

“ Maden”  filminin asıl çekiliş amacı buydu. Türk sinemasında bir başkaldırı niteliği taşıyordu “ Maden” filmi. Madencilerin nasıl ezildiğine, patronların cebini doldurmak için neler yaptığına, işçilerin birleşmesi gerektiğine ışık tutuyordu. İşçilerin sendikaya girmesinden dem vuruyordu, sendikaya girdiklerinde örgütlü şekilde hareket ettiklerinde onlarla kimsenin başa çıkamayacağını  anlatıyordu. Filmin ana mesajıysa “ Ya birleşip bir oluruz, ya da yok oluruz” düşüncesiydi.

Madencilerin ne tür sıkıntılar çektiğine dönecek olursak; Madenciler her an ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalan kimselerdir. Patronlar madencilere değer vermez, çalıştırayım da üretim durmasın ne çıkarsa çıksın derler. “ Maden” filminin kahramanı da İlyas Karakteri. İlyas, madenci olarak çalışan işçilerin sözü dinlediği bir karakter. Aynı zamanda bir devrimci profiliyle karşımıza çıkıyor.  Diğer işçiler gibi hayatını buradan kazanıyor.  Filmin diğer göze batan karakteri Nurettin. Evli, çocuğu ve kurulu bir düzeni var. Diğer işçiler gibi Lojmanda kalmıyor.

 Dünya, İlyas kadar umrunda olan biri değil ama İlyas’ı kendine abi belliyor. İlyas ne derse onu yapıyor. İşçiler, İlyas’ın imza toplaması olayıyla ayağa kalkıyor. Ayağa kalkmaları patronları rahatsız ediyor. Patronun tek gayesi daha fazla üretim yapmak, daha fazla işçi öldürmek.  İşçiler ölürken bu patronun umrunda olmaz, patron kazanacağı paradan başka bir şey düşünmez. İlyas’ın işçileri örgütlemesiyle imza toplanmaya başlıyor, sonrasında İlyas ve işçileri patron anlaşmaya çağırıyor. Konuşma yapılırken İlyas’ın patrona karşı başkaldırısı her şeyi anlatıyor. asıl orospu çocuğu işçiyi sizin gibi satanlardır”

Bu konuşmadan sonra patronlar harekete geçiyor, İlyas’ı öldürmek için elinden geleni yapmaya başlıyor. Bu arada  Hale Soygazi karşımıza Halkacı kadın karakteriyle çıkıyor, aynı zamanda oynadığı rolün hakkını veriyor Hale Soygazi.  O saatten itibaren Nurettin ve halkacı kadın arasında bakışmalar başlıyor.  Nurettin evli olmasına rağmen kadına göz koyuyor ve “ sen orospu değil misin” sahnesiyle başlayan Hale Soygazi’nin  “ Orospuyum orospu “ sahnesi filmin unutulmaması gereken sahnelerinden. Bu aynı zamanda Masumiyet filminde Derya Alabora’nın “ orospuyum orospu “ sahnesini hatırlatıyor.  Ama ikisi konu itibariyle ayırmak gerekir.

 Nurettin’in kadınla yaşamak istediklerini İlyas’a anlatmasından sonra Nurettin, İlyas’ın gözünde uçkuruna düşkün biri olarak karşımıza çıksa da Nurettin için bu dönüm noktası oluyor. Çocuklarıyla ve karısıyla ilgilenmeyen Nurettin bir anda “ baba” olduğunu hatırlıyor.  Sadece ailesi değil, bu noktadan sonra Nurettin’in sert çıkışlarına şahitlik ediyoruz. İlyas’ın kurşunlamasından sonra kendini siper eden bir Nurettin karakteri karşımızda oluyor, her şeye öfkeleniyor, “ bu kadar uğraştık olmadı” işte’ye getiriyor olayları. Ama sonrasında abi gibi gördüğü İlyas’la sarılarak tatlıya bağlıyorlar olayı.

 İlyas’ın kurşunlanması  hiçbir şeyi değiştirmiyor, patronlar İlyas’ın  üstüne daha çok gidiyorlar.  En sonunda daha çok üretim isteyen patronlar İlyas’ı öldürmek için harekete geçiyor..  Patronun işçisiyle konuştuğu sırada “ Nasıl olsa Allah Korur” söylemi SOMA faciasında kader söylemini bize hatırlatıyor.   İşçilerin ölmemesi için önlem isteyen, direnen ve patronlara kafa tutan İlyas filmin sonuna doğru göçük altında can veriyor.   İlyas’ın işçiler tarafından Madenden çıkarılması sahnesi Türk Sinemasının en başarılı sahnelerinden. Bu sahnenin belki de başarısı 1 ay boyunca maden filminde oynayan oyuncuların film bittikten sonra etkilerinden kurtulamamış olmasıdır.  


1970’li yılların sonlarına doğru çıkan “ Maden” filminden bu yana, maden facialarını anlatan ciddi filmler yapılmadı. Ya sinemacılar sinemacı olduğunu unuttu, ya da  gişe rekorları kırmak için “ Aşk” konulu filmler çektiler. Toplumun aydınlanması için bu filmler geride kaldı. Maden işçisinin derdini anlatan bir film söyle deseler; çoğu kişi “ Maden” filmini gösterir.  Elde kalan belki de tek yapım. Bu kadar faciaya, önlenemeyen kazaları anlatan filmlerin fazla yapılması gerekirken  aşk ve türevi filmleri yapan yönetimler bu anlayışlarıyla sınıfta kalmayı başarıyorlar.

“ Maden” filminin ne zor şartlarda çekildiğini, nasıl bir süreçten geçildiğini Tarık Akan şu sözlerle anlatıyor;

Siz Maden filminde oynarken madenciliği bir ay boyunca yaşadınız, neler hissettiniz?

“ İnanılmaz zor bir şey. Biz bir kez bir ay Tunçbilek’te madenin altındaydık işçilerle birlikte. Dünyanın en zor emeklerinden biri, çok zor iş. Ama bunun tek bir güvencesi var o da doğru bir sendikaya üye olmak. Film değildi sanki o zaman çektiğimiz. Madenci olmuştuk bir aylığına. Set aralarında bazı arkadaşlarımız ağlardı. Yerin dibinden aydınlığa çıkınca ciğerlerimiz bayram ederdi. Film bittikten sonra etkisinden hiç kurtulamadım ve aklımda günlerce, aylarca o yerin altı kaldı. Hep o kardeşlerimi düşündüm. Bazen herkes mesleğinden şikâyetçi olur, sitem eder ya aslında bizim işimiz onların yanında iş değildi. Sendika diyorum başka bir şey demiyorum, diyemiyorum.”

1970’li yılların sonlarına doğru çıkan “ Maden” filmi Yavuz Özkan’ın hem bu tür konularda duyarsız kalmayacağını gösteren bir film olmakla birlikte, Cüneyt Arkın ve Tarık Akan için bir basamaktır. O zamandan bu zamana  Maden filmlerinin eksikliğini yaşayan Türk Sinemasında “ Maden” filmi  maden kazalarına değinmesiyle Türk sinemasına ışık tutmuştur. Maden işçilerinin verdiği mücadeleyi, sendikalaşmaya ciddi dokunuşlar yapmıştır. 

Not: Tarık Akan ve Yılmaz Güney’in tanışması bu film sayesinde olmuş. Akan, Maden’i Ankara’ya Sansür Kurulu’na götürürken hapisteki Yılmaz Güney’e bırakmıştır. Daha sonra arkadaşlıkları başlamıştır. Sizlerin de bildiği üzere, Yılmaz Güney’in senaryolarını yazdığı ”Sürü” ve ”Yol” Tarık Akan’ın kariyerindeki doruk noktalarıdır(Herkes O’ndan Söz Ediyor, syf 243).

  Kaynak: Ötekisinema
  
İzlerken Altını Çizdiklerim

“ Sıra nasıl bize de gelecek. Bugün onlara, yarın sana bana.
 5 senede grizu göçükte su baskınında kaybettiğimiz adamın haddi hesabı yok
Gümbür gümbür gidiyorlar, arkalarından üç gün acınıyoruz, sonra eski tas eski hamam”

“ Neymiş efendim azıcık gaz için üretim durdurulmazmış. Bir andan çalışılır,bir andan gaz boşaltılırmış
İbrahim Bey anlattı çalışıp dururken başıma ağrı saplandı diyor, kusmaktan içim dışıma çıktı diyor. Bu ne demek? Demek ki
Çalıştığı yerde gaz vardı,gaz olan yerde çalıştırılır mı İşçi? Şimdi söyleyin bunun neresi alınyazısı. Bu bal gibi patronun yazısı be!”

“ Burada tedbir yok mu ? var
Ama neyin tedbiri üretimi arttırmanın tedbiri
Anlayacağınız herif kârından başka bir şey düşünmez”

“ asıl orospu çocuğu işçiyi sizin gibi satanlardır”


Beyaz olmalı, duvarlar beyaz, perdeler, örtüler, bizim evimiz bembeyaz olmalı. Karanlık olmamalı.

Cem Kurtuluş, 2014

05 Ocak 2014

Düzene Kafa Tutan Film: Yıkılmayan Adam (1977)

















“Yarınlardan beklediğimiz insanın insanca yaşamasıdır”.

Düzen, sermaye, satılmışlar, patronlar…

Düzen bizi yutan bir balık. Her birimiz neredeyse onun eline bakarız, bazılarımız ise onur kavramını iyi idrak etmiştir mevcut düzene karşı isyan bayrağını çeker. İsyan bayrağı masum ölümlere neden olur, patronlar köşeyi döner çark böyle devam eder, namussuzluk almış başını gider, emeğin hakkı yok olur.

70’li yıllarda sol partilerin iktidarda olmasıyla birlikte çok sayıda sosyal içerikli, halkı ezen hükümetlerin, sermaye uğruna Amerika’ya göz kırpan patronların yaptıkları, üniversitelerde sağ ve sol görüşlü öğrencilerin birbirini vurdukları filmler çekildi.

70’li yıllarda bu filmlerin başkahramanı çoğu zaman Cüneyt Arkın Oldu. “Başkomiser Cemil” karakteri olmak üzere 70’li yılların gerçeklerini bu tür filmlerde gördük.

 Filmografisinde 70’li yıllarda ses getiren, düzene tokat atan, insanların kardeşçe yaşamasını istediği, sermayeye kafa tutan film “Yıkılmayan Adam” da denildiği gibi “yıkımla başlar, yıkımla biter”.

Yeşilçam sinemasının karakteristik özelliğini yansıtır, pek çok sosyal mesajı içinde barındırır. Dönemin sol dönemi olmasıyla birlikte filmin görüntülerinde gazete manşetlerinden görüş karşıtı yüzünden birbirini öldürmeleri, insanların haklarını çiğneyen patronlar, Ecevit’ten tutun İnönü’ye kadar pek çok haber gazete manşetlerinden seyirciye gösterilir.

Her şeyi yıkım olan Çakır karakteri üzerinden yola çıkıyor “ Yıkılmayan Adam”. Doğumundan başlayıp, çocukluğu, gençliğine dair birçok ayrıntı veriyor.

 Okumayı seven Çakır’ın oturduğu mahalledeki evlerin yıkımıyla patronların yoksullara acımasızlığını filmin başlarında görüyoruz.  Çakır bu sahneyle en büyük yıkımı yaşıyor, çocukluğuna yansıyor.

Çakır, küçük yaşlarda babasının ölmemesi için katil oluyor, bu tüm hayatına yansıyor, hapishanede birkaç suç işliyor yeraltı âleminde herkes tarafından tanınıyor. Dışarı çıkınca patronların ezdiklerine karşı kafa tutuyor, emeğin yanında oluyor. Devrimci sloganlarla ilerliyor “Yıkılmayan Adam”. Bu devrimci sloganlar halen günümüzün gerçeği olarak karşımıza çıkıyor. 

Filmin senaryosu “klasik Türk filmi” senaryolarından biri gibi gözükebilir, ama film için önemli olan dönemsel olarak verdiği mesaj. Konuya geri dönecek olursak Çakır vurulur, ama replik ağızdan düşmez: “Aç kalırım, belki ölürüm, asla yıkılmam”.
Sonrasında Çakır karakteri hesap sormak için yola çıkar. Ama işler yolunda gitmez, Çakır satılmışlar tarafından öldürülür. O’nu öldüren kişi kendisinin canını kurtardığı kişidir. 

Filmin sonlarına doğru “ben sömürenim, seni satın alanım” gibi kapitalist sözlere halk ağzından cevap veriliyor, bu sahnelerde sermaye ve halk arasındaki bağlantıyı kavramak gerekir.

70’li yıllarda emeğin yanında olan birçok filmde oynayan Cüneyt Arkın düzene tokat atan “Yıkılmayan Adam” filmiyle ses getiriyor.  Aynı zamanda filmin oyuncu kadrosunda Cüneyt Arkın isminin yanında Eşref Kolçak ve o dönemin birçok kabadayı tiplemesiyle karşımıza çıkan oyuncular bulunuyor.

Ayrıca 27 Mayıs darbesi döneminde demokrat parti dönemine gönderme yapan ve sözleri değiştirilen  “olur mu böyle olur mu? Kardeş kardeşi vurur mu? Kahrolası diktatörler bu vatan size kalır mı?” türküsü  filmde hafızalara kazınmıştır, sadece bununla sınırlı kalmayıp, filmin müzikleri Mikis TheodorakisEnnio Morricone , Nino Rota ve Lalo Schifrin‘in müzikleri ile Kerem GüneyCem KaracaEdip AkbayramNükhet Duru ve Selda Bağcan’a ait dönemin popüler şarkılarının kullanılmasıyla oluşturulmuştur.

İzlerken Altını Çizdiklerim

“Sosyal sigortalar sırasında zimmetime 3 milyon lira geçirdim, 1,5 yıla mahkûmum. İşe bak yahu ben 2 ekmek yürüttüm diye 5 yıl verdiler, devleti soymanın cezası azmış demek. Vay kahpe felek vay…Bu feleğin suçu değil yasaların ve düzenin kaypaklığı bu”.

Kadın: Sen eşkiya mısın?
Çakır: Bazen. Anamı, babamı, bu insanları düşündükçe.
Kadın: Çok mu acı çektin?
Çakır: Hem de her türlüsünü.
Kadın: Ben hiç acı çekmedim
Çakır: Bu dünya böyle kızım. Bir azınlık ki yer içer, bir çoğunluk ki onlar için öder ha öder!
Kadın: Ama beş par…
Çakır: Parmağın beşi bir değil diyeceksin. Bunlar laf değil kızım; aldatmaca, uyutmaca! Senden daha olumlu bir beklemezdim zaten.
Çakır: Kendini Hiroşima’da bulabilir misin? Özgürlük adına kendini yakan Vietnamlının et kokusunu duyabilir misin? Okullarda vurulan gençlerin kanlı elbiselerini giyebilir misin? Filistin’deki kurtuluş savaşçısı gerillaların fişekliğini kuşanabilir misin?
Kadın: Kafamı karıştırdın.
Çakır: Varsa kafan, de bakalım; bu sefaletin hesabını kim verecek? Kim ödeyecek bunca günahı? Bu alın teri denizinde kimler boğulacak?

Cem Kurtuluş, 2014

04 Ağustos 2013

Cemil Filmi Halktan Doğmuştur: Cemil & Cemil Dönüyor (1975-1977)





















“Cemil filmi halktan doğmuştur, sokakta acı çekenlerin hikáyesidir. Her şeyin talan edildiği çirkin dünyada, yalnızlıklar içerisinde sevgi ve umut arayan sen ve benim gibilerin öyküsüdür.” - Cüneyt Arkın-

1970’li yıllarda erotik/seks filmlerinin popüler olmasının yanında sosyal mesaj veren filmler izleyicinin karşısına çıktı. Filmlere değinmeden önce dönemin içinde bulunduğu duruma değinmek gerek. Dönem sağ ve sol görüşlü öğrenciler, emekçiler, insanlar açısından pek iç açıcı değildir. Kıbrıs barış harekâtı yapılmış, ülke ihracat yapamıyor, ihtiyaçlar karşılanamaz durumdadır. Ecevit’in iktidarda olduğu dönem olmasıyla birlikte 70’li yıllar tüp gaz kuyruklarıyla da ön plana çıktı.

Bu bilgileri geride bırakırsak; 70’li yıllarda seks filmleri furyasından sıyrılan sosyal mesaj veren bir film “Cemil” . “Bir sigara ver” repliğinin ağızlardan düşmediği, ulusalcı politikaların izlendiği filmin ilk serisinde Komiser Cemil karakteri insanlara iyiliği dokunan, yanlışlara ses çıkartan, ensesi kalın patronlara ayar veren bir profil olarak karşımıza çıkıyor. O dönemin yönetmeni Melih Gülgen, Cemil " filminin çıkışını şöyle anlatıyor; 1975 yılında politik bir polis filmi çekme fikrini kafa koymuştum. O zamana kadar yapılan bir kaç polis filminin başarı elde edememiş olması yapımcıların bu tarz filmlere pek sıcak bakmamasına yol açmıştı. Memduh Ün‘den Türker İnanoğlu‘na hiç kimse bir polis filmi yapmak fikrini kabul etmiyordu.” 

Tekrardan konuya dönersek; Ahmet Mekin’in sokak ağzı diyaloglarını ağzından düşürmediği ve Cemil’in yanında takıldığı filmde,  film Cemil karakteri üzerinden ilerliyor. Komiser Cemil karakter itibariyle namuslu, yardımsever,  uyuşturucu ve silah kaçakçılarının peşinde olan bir karakter. Filmin başlarında Komiser Cemil kumsalda genç bir kız cesediyle karşılaşıyor. Bu cesetle karşılaşmadan önce film Ecevit dönemiyle ilgili sözü “ Cumhuriyet Partisi karanlık bir teşkilat partisi haline gelmiştir " sözüyle anlamış oluyoruz.  Ölen kızın babası emekli subay, filmin başlarında dünyası yıkılan bir baba olarak görüyoruz, Komiser Cemil'de " yasaları ben yapmadım " diyerek hepimize dürüst polis profili çiziyor. Filmin ortalarına doğru " Polis Nedir " sorusuna Komiser Cemil'in " Polis, emekçinin karşısında bir iktidar memuru mu " sorusu da bir o kadar anlamlı oluyor. Halka karşı görevlerine getiren Polis ile iktidara dilenen bir polis arasındaki farkı Komiser Cemil filmde iyi irdeliyor bize. 

 İlk film bizlere aynı zamanda Eşref Kolçak’ın repliklerinde görüldüğü gibi adaletin olmadığından dem vuruyor. Ayrıca filmde Komiser Cemil ile Vehbi arasında geçen diyalog şöyle resmedilir bize

“- Ya gencecik bir oğlun olsa, esrar kullansa ve ölse, ne hissedersin?
- Ne mi? Her gün sürüyle insan ölüyor derim. Kader bu.”
  
Klasik Cüneyt Arkın senaryolarına hakim sahneler görüyoruz bu filmde de. Komiser Cemil büyük bir ders veriyor filmde, adaletsizlik üstünden dem vurup büyük patronlara kadar sözü oluyor. Filmin asıl temasını bu oluşturuyor.    " Cemil " filminin ana öykülerinde biri gerçek hikayeye dayanmış olmasıdır. Dönemin yönetmeni Melih Gülgen bununla ilgili şöyle diyor;  " Dönemin Hürriyet gazetesinde manşetten bir haber geçmişti. Uyuşturucu aldıktan sonra çıldıran genç kızın sahilde ölü bulunmasına ilişkin bir haberdi bu. Cemil filminin temelini oluşturan bu olay gerçek bir hikayeye dayanmaktadır." 

Türk Filmlerinde diğer filmlerin çekilmesi için sonlar ölümle resmedilir seyirciye. Filmin sonlarına doğru Başkomiser Cemil’in oğluna hediye alırken kapı önünde vurulması diğer filmin devamını aralıyor bizlere. Fillmde aksiyon vari hareketler yerine daha çok sorgulayıcı polis profili izliyoruz. Uyuşturucunun kullanıldığı yerler, seks partileri gibi konular filmin içeriğinde yer alırken, filmin genelinde bunları göremiyoruz. Müzik olarak, filmin genelinde oynayan karakterler olarak bu seride bu ilk film bunun eksikliğini yaşıyor. Daima Amerika ile ilgili söylemler, Polisin ne olduğu gerçekler yer alıyor. Toparladığımızda  Filmin ilk serisi " Cemil " genel olarak bize halktan biri olduğunu kanıtlayan, halkın isteklerini karşılayan, adaletin içinden gelen bir polis profili çiziyor.

__________________________________________________________

CEMİL DÖNÜYOR (1977)

Filmin diğer serisi 1977 senesinde çekilen film “Cemil Dönüyor”, dönem itibariyle Ecevit dönemine mesaj yollamaktadır ki, ilk filmde de bu görülmüştür.  O dönem iktidarda Ecevit ve CHP vardır.  Sol, Anti-emperyalist, CHP vurgusu “Cemil Dönüyor” filmde  daha çok gözümüze sokuluyor.  Anti-emperyalist bir politikayla mesleğine sarılan Cemil silah kaçakçılarının peşine düşüyor.

Komiser Cemil’in amiri olan kişinin patronlara yağ çekmesi yıllar boyunca polisin kimlere peşkeş çektiğini de izleyiciye resmediyor.  Sağ ve Sol görüşlü öğrencilerin birbirlerini vurması, gazete manşetlerini yerini almasıyla dönemin gerçeklerini ele alan film ilk filme göre daha çok ayrıntı veriyor izleyiciye. Bir yandan üniversitelerde şiddet artarken,bir yandan da Cemil'in kendi oğlunu hastane yatırılışıyla bir nevi film bize o ara " hangi derde Cemil yetişsin " izlenimi veriyor. Yine de film dönemin artan şiddet olaylarını filmin başından itibaren realist bir şekilde vermeye çalışıyor. 

Tekrardan serinin 1977 yılında çekilen filmine dönecek olursak;  “Cemil Dönüyor” filminin konusu, ülkedeki silah satışını artırmak isteyen bir holding, terör olaylarını körüklemekte ve getirdiği silahların pazarlamasını yapıyor. Komiser Cemil bunların karşısında oluyor. Ekibinden bir polisin öldürülmesiyle başlayan süreçte Komiser Cemil o hınçla solcu gençleri suçlasa da daha sonraları solcu gençlerle işbirliği yaparak katilin kim olduğunu bulmak için çabalıyor. Film, serinin ilk filmi olan Cemil'e göre  daha çok ayrıntı yaratıyor izleyiciye.Hem dönemin olayları,hem de karakterler pek çok ipucu veriyor. 

 Bu solcu gençlerle işbirliği sahneleri bir polisin mesleğinden atılıp gerçekleri ortaya çıkarmasını gösteriyor izleyiciye.  İşbirliği yaptığı gençlerden biri öldürüldüğünde Cemil işbirliği yaptığı gençlerin saklanmasını istiyor. Olaylar zaman geçtikçe karışıyor. Cemil bütün risklere göze alıyor. Baba-Oğul ilişkisine de değinen filmin bu serisi aynı zamanda Cemil ne yaparsa yapsın oğluna zaman ayıramadığını da bizlere anlatıyor. Cemil yaptığı polislik süresince ne ailesine zaman ayırmıştır ne de başkalarına. “Varsa yoksa mesleğim” diyerek şerefli bir mücadeleyi sürmüştür.

 Oğlunu uzaklara yollayan Cemil’in tren giderken oğluna duyduğu özlem, oğlunun tren camından kendisine bakmaması filmin en buruk sahnelerinden.  Silah kaçakçılarının öldürme politikalarını hızlandırması sonucu Cemil’in oğlu öldürülüyor. Cemil, hayata küsüyor bir şekil olayların peşini bırakmıyor. Filmin finaline doğru " Beyefendi" denilen kişiyle Cemil'in  " ben yenilmem " diyen kişiye karşı söylediği " Ya bir kez kaybedersen " sözü filmin sonunda filmin jeneriği/müziği ile birlikte üstümüzde derin hüzün bırakıyor. Herkesin bir gün yenilebileceğini, bunun engellemeyeceğini film her yönden bize aşılıyor. Ama bu ilk filmde müzik olarak da, konu olarak da eksik kaldığını söylemek gerekir. 

Sonuç olarak; " Cemil Serisi " (  Cemil - Cemil Dönüyor)   Cüneyt Arkın'ın " Cemil, Filmi halktan doğmuştur, acı çekenlerin hikayesidir " dediği,  70'ler dönemine damga vurduğu, aynı zamanda sol ve anti-emperyalist mücadeleyle birlikte verdiği mesajlardan geri durmayan, her ne kadar polis faktörü öne çıksa da dürüst bir polis profilini öne çıkaran bir film olma özelliğini taşıyor. İlk film olan " Cemil "  , ikinci film " Cemil Dönüyor " filmine göre hem oyunculuk bazında, hem de filmin içinde oynayan karakter bazında ve dönemin sağ-sol çatışmalarından geri kalmış bir film olarak göze çarpıyor. Bunun yanında filmin müzikleri de eksi puan olarak öne çıkıyor . İkinci film " Cemil Dönüyor " ile hem sağ/sol olayları, hak-hukuk-adalet kavramı, müzikal olarak Cahit Berkay'ın filme katkısı unutulmazlar arasında yerini alıyor. Bunun yanında ikinci filmde senaryo daha doyurucu olma özellğini taşırken,  iki filmin baş mimarı olan yönetmen  Melih Gülgen ismini de ayrı olarak  belirtmek gerekir. 

İzlerken Altını Çizdiklerim:

“Kanunları bu! Kiralıklar ölür, kiralayanlar yaşar, siz de dosyayı kapatırsınız”

“- Yalnız anlayamadığım bir şey var.
- Siz koskoca memleketinizi bırakıp neden burada fabrika açıyorsunuz?
- Çok şakacısınız. Az gelişmiş ülkeleri kalkındırmak için.
- Doğru az gelişmişiz, bir sigara versene.
- Hayret bir Amerikalı Türk sigarası içiyor.
- Sizin tütünleriniz çok güzel.
- Amerikalıların da kazıkları, bu bende hatıra olarak kalsın.”

“- Ya gencecik bir oğlun olsa, esrar kullansa ve ölse, ne hissedersin?- Ne mi? Her gün sürüyle insan ölüyor derim. Kader bu.”

“ Cumhuriyet Partisi karanlık bir teşkilat partisi haline gelmiştir “ filmin başı

“ Bu kızın ölümü ile seçim arasında ne gibi ilişki olabilir? “

“ yasaları ben yapmadım,onlar için de ben oy vermedim “ Komiser Cemil

“ bu namussuz dünyada çocukların ölümüne kimse aldırmıyor. Burası orman. Güçlü olan  bir yığın namussuz  çocukların güzelim hayatlarını yiyor. “

“ nasıl kullanmışlar esrarı
-nefes çekmişler? “

“ bir ülkede polis kötü, çirkin oldu mu o ülkede hiçbir şey güzel olamaz…”

“ bir ülkede halk polise güvenmedi mi reisi cumhuruna bile güvenmez. “


“ ülkedeki büyük patronlar yakalanmadıkça yaptığımız polisçilik oyunu faso fiso bence “ 

Cem Kurtuluş, 2013 Ağustos

Katiller de Ağlar (1985)



















1970’li yıllardaki sağ/sol kargaşalarından kaynaklı sosyal mesaj veren filmler döneme damgasını vurmuştur.  Dönemin oyuncu kadroları hep aynı olmuş, bazı film kadrolarında elemanlar değişmiştir. Nuri Alço ile Coşkun Göğen karakteri çoğu filmde birbiriyle yer değiştirmiştir. Cüneyt Arkın ise 1970’li ve 80’li yılların vurdulu kırdılı kabadayı ve ülkenin yardımsever evladı olarak Yeşilçam izleyicilerinin karşısına çıkmıştır.Filmografisine bakacak olursa iyi işler ortaya çıkmış, her açıdan her filmde mesajlar vermiştir. Basit gibi görünse de o filmlerden biri “Katillerde Ağlar”.  

Arabesk etkilerin görüldüğü filmde başlangıç bir kuru soğana muhtaç bir ailede yetişen Yusuf Şahin’in çalıştığı yerde patronunun bir adamı vurmasıyla suçu üstlenmesiyle başlıyor. Bu filmdeki kuru soğan yedikleri sofra, bir ayakkabıya muhtaç olan bir kardeşin gösterildiği sahneler aynı zamanda dönem içerisindeki yoksulluğa selam çakıyor.  Film baştan itibaren çocuklarla ilgili çokça detay vermiyor,derine inmiyor ama girişi bu şekilde yapıyor. Konuya dönecek olursak; "Yusuf"  karakteri bütün sorumluluğu alarak alemde nam salmaya başlıyor. Artık bu işlere karışmayacağını söylese de bu işler peşini bırakmıyor. Bir ailede abinin neleri feda edebileceğini gösteren filmin ikinci kısmında uyuşturucu patronlarına karşı açılan savaş ele alınıyor. Bu uyuşturucu savaşının içindeki önemli isimlerden biri katil Yusuf Şahin’in kardeşi Kenan.  Kenan karakteriyle oynayan Kenan Kalav gerçek hayatta bir süre önce iki kilo eroin suçundan yakalanmıştır. Biri alemin güçlü komiserlerden, kimseye göz açtırmayan, mafya adamlarının nefret ettiği Kenan, diğeri bu alemin en güçlülerinden Yusuf Şahin. Senaryonun bu kısmında birbirinden habersiz iki kardeşin açtığı savaşa tanıklık ederiz.

“Ekipler amiri Kenan” anonslarının ağızlardan düşmediği filmde Yusuf Şahin karakteri filmde babacan bir karakter profili izlettiriyor bizlere. Ama buna kendisinden başkası inanmıyor.  Çoğu zamanını hapishane duvarlarında geçirmiş olanın Yusuf’un ailesini bulmak istemesi, oğlunu bulduğu anda oğlunun kendisini babası olarak görmemesi gibi pek çok detay yazabiliriz. Bu sahneler bir aile dramı veya babacan bir adamın hayatı olarak gösteriliyor. 

Gözü kara biri olan Yusuf, oğlunun eroin işine girmesini öğrendiğinde işler daha da karışıyor. Uyuşturucudan sorumlu mafya tiplemesiyle karşımıza çıkan Kerim bu olayların tüm sorumlusudur.Nuri Alço’yu izlerken oynadığı oyunculukla dönemin kötü adamları arasında olduğunu bu filmde bize gösteriyor. Aynı zamanda bu filmde akıllara bir soru geliyor “Tecavüzcü Coşkun şu filmde olsa iyi olmaz mıydı?”. Tecavüzcü Coşkun (Coşkun Göğen) o dönem “Beyaz Ölüm” filmiyle epey dikkatleri üzerine çektiğini hatırlatmakta fayda var.

Uyuşturucu aleminin bir numaralı ismi Kerim, kısa zaman içinde Yusuf ile işbirliği içine giriyor. Bu bölümlerde iki kardeşin birbirleriyle olan hesaplaşmasını izleriz.  Ekipler Amiri Kenan’ı öldürmeye giderken çocukluğunda aynı sofrada yediği yemek, kırdıkları kuru soğan yönetmen tarafından bize gösterilir. Yoksulluğun vurgusunu bu bölüm flashback olarak bize gösterilir,bu aynı zamanda filmin ilk başlarında da bize gösterilmiştir. 

Oyunculuklara geçecek olursak; filmde Yusuf Şahin  adlı bir   katili canlandıran  Cüneyt Arkın ismi ağır bassa da bunun yanında Aliye Rona da bir dönemin önemli isimlerinden biri olduğunu gösteriyor. Yusuf'un Annesi görevini üstlenen Aliye Rona; anneliğin ne fedakarlık bir şey olduğunu seyirciye izlettiriyor, bunun yanında Banu Alkan da başarılı bir profil çiziyor.Filmde çok görmesek de Banu Alkan’ın oyunculuğunun yanı sıra dönemin güzelliğiyle göz kamaştıran güzelleri arasında yerini alıyor. Filmin Cüneyt Arkın gibi kafa oyuncularından biri dönemin pek çok filminde kızların gazozuna ilaç atan ismiyle namı diğer Nuri Alço (Alkapon Kerim ) oluyor.  Oyuncu kadrosu başlı başına dönemin ruhunu yansıtıyor;bu dönemlerde daha çok polisin daha çok kahraman diye seyirciye gösterilir.  

Sonuç olarak; Yeşilçam sinemasının içinde bulunduğu dönem daha çok uyuşturucu temalı, polislerin daha çok filmlerde yüceltildiği dönemdir. 1980-1985 arası dönemde bu konular aktiftir; bolca hatalar olmaktadır;ama hataya değil de konuya odaklanılması gerekir. Bunun haricinde;  yeşilçamda 300 kadar senaryo yazan,senaryosu  bulunan Erdoğan Tünaş'ın yazdığı, yönetmenlik koltuğunda Orhan Elmas'ın olduğu " Katiller de Ağlar "  klas oyuncu kadrosuyla, içi cız ettiren müzikleriyle uyumlu aynı zamanda yoksulluğun temasını iyi işleyen, bir katilin de iyi biri olabileceğini resmeder bize. 

İzlerken Altını Çizdiklerim:

" Beraberliklerimiz ayrılıklara doldu Yusuf.. "

" Az önce vurduğun polisin fiyatını kim biçecek? zehirlendiğin gençlerin anaları babaları ne olacak? " 

" Neler kazandım,neler kaybettim. Göreceksin ki tüm kazandıkların,kaybettiklerin yanında hiç kalır..." 

Cem Kurtuluş,2013