// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Nwobhm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nwobhm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

02 Şubat 2011

Tank - This Means War (1983)

























Bu savaş demektir ! İngiliz menşeli Tank grubunun bize söylediği bu.   Kişisel olarak bahsetmek gerekirse; New Wawe Of British Heavy metal’in en baba ve en çok saygı duyduğum grupların başında gelir Tank.  İngiltere’de de her zaman saygı duyulan bir grup olmuştur sadece İngiltere’ye has bir durum olmamıştır bu.  Ama New  Wave Of British Heavy Metal’in çıkışı ingiltere’ye dayandığı için bu böyle düşünülebilir. Önemli pek çok Speed/thrash metal grubuna  ilham kaynağı olmuşlardır. Bunu kısa kesmek gerekirse;  sağlam bir prodüksiyonla This Means War albümüyle Tank karşınızda.  Albüm 7 parçayı içeriyor,  albümün prodüktörlüğünü  John Verity üstleniyor.  Albüm akılda kalıcı rifflerle ve sololarla donatılmış. Lirikler genellikle savaşlar,askerler,kadınlar gibi konular üstüne kurulu.

Albüm “ Just Like Something From Hell “   gibi 8.30 dakikalık süresiyle albümün en uzun parçasıyla açılıyor. Şarkı değişik bir klavye girişi ile başlıyor. Klavye tonları 1 dakika sürüyor.  Şarkının  en önemli anları gitarda yaratılan marifetler, sololar oluyor.  Adeta baş döndürme çerçevesinde ilerliyor, bu şarkı aynı zamanda pek çok thrash metal grubuna ilham olmuştur.

Albüme ismini veren şarkı  This Means War’’   güçlü, yıkıcı,  Punk etkisi   fazla olan bir şarkı.  Tempo düşmüyor.  Albümün dinamiklerinden,yapı taşlarından, aynı zamanda albüme ismini albüme veren parça olma özelliğini taşıyor, sözlerde hafızamızda yerini koruyor.  
Şarkının ortalarına doğru enfes sololarla can yakmaya devam ediyor Tank. " Evet bu savaş demektir"  mesajını  bize veriyor. Speed metal, ve punk'ın görkemi birleşiyor bizi harekete geçiriyor.

“ Hot Lead Cold Steel “  şarkının başlarında  sessizlik hakim sonradan şarkı davul ve gitarlarla destekleniyor arkadan da klavye tınıları geliyor. 80’lerin melodik rock gruplarını hatırlatıyor parça.  Ara sıra Accept'i hatırlatıyor.   Her  “ Hot Lead… Cold steel’’  diyişinde şarkı parti havasına dönüşüyor koro vokallerin şarkıya katkısı tartışılamaz.  Tank ile saldırı “  Laughing In The Face Of Death” eşliğinde devam ediyor. Accept etkileri çok fazla bu şarkıda,  aynı zamanda Running wild,Grave digger gibi grupları dinliyor hissine kapılıyorsunuz. Mükemmel riffler, sololar ve tempo yüksek bir şekilde   devam ediyor. 

En keyif aldığım şarkılardan biride  If We Go (We Go Down Fighting)” .  Şarkı klas baslarla  açılıyor. Şarkı " Hot Lead Cold Steel " şarkısının hot lead cold steel kısmında koro vokallerini hatırlatıyor. 

Özet olarak; 1983 yılında çıkan  " This Means War "  NWOBHM’nin ana taşlarından biridir.  Savaşa davet eden, NWOBHM alanında unutulmuş kayıtlardan biridir. Old School kanı taşıyan herkes dinlemelidir bu albümü! 

Cem Kurtuluş, 2011



07 Ocak 2011

Exciter - Death Machine (2010)



Eski, ama hala heyecan verici

30 seneye meydan okuyan bu speed thrash grubu Exciter 2008 yılı tarihli  Thrash Speed Burn albümünden iki yıl sonra Death Machine albümüyle geri dönüyor. 2008 tarihli albüm bize Judas priest’in eski dönemlerini hatırlatırken yeni albüm Death Machine farklı tınlıyor. Bu adamlar zamanında Heavy Metal Maniac, Violence and Force, Long Live the Loud gibi klas albümlere imza attılar ve bildiğiniz gibi kafa olarak hala 80’lerde yaşıyorlar.

Sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Death Machine kötü bir albüm değil. İsim parçası  "Death Machine" şarkısı dinleyicileri hayal kırıklığına uğratmış olabilir.  Bu şarkıyı Overkill’in Ironbound albümündeki bazı şarkılarla kıyaslayabilirsiniz.  Tempo olarak iyi gidiyor. "Death machineee" diye haykırıyorlar. Ama şarkıda bir şeyler eksik.  Aynı şekilde  "Dungeon Descendants" vasat bulduğum parçalardan biri. Hızlı temposuna rağmen tek düze gidiyor.  "Razor In Your Back" favori şarkılarımdan.  Kesici, delici, yakıcı ne derseniz diyin şarkı için. Ama güçlü, kuvvetli, tempolu, enerjik..

"Hellfire"
albümdeki bir diğer favorim.  Davul ataklarıyla başlayıp hızlı tempoyla devam ediyor. Sonuç olarak 2008’deki Thrash Speed Burn albümünün yanına yaklaşamasa da 80'leri sevenlerin keyifle dinleyeceği bir albüm ortaya çıkmış.

Denemeye değer!

Cem Kurtuluş, 2011

26 Kasım 2010

Running Wild - Gates To Purgatory





















" Karada Manowar  denizde Running Wild “ diye vakti evvel bir tanım okumuştum. Running Wild’i ilk dinlediğimde de bu konuda yanılttıklarını söyleyemem. Grupların ilk albümleri her zaman bir grubu tanımak için kriter olmalı. Mevzu bahis konusu benim için Running Wild olduğunda da böyle oldu. Kısaca bahsedecek olursak; Running Wild kendi ismini almadan önce   1976 yılında Granite Heart   adıyla  okul grubu kuruyor. 1981 yılında Running Wild ismini aldı.  1980’lerin başında  ilk demolarını kaydettiler, ve bununla birlikte ardından üç demo daha kaydettiler. Uzun şarkılardan oluşmuyordu her biri. Grubun kadrosu da bu sayede yavaş yavaş oluşuyordu.   Bazı şarkıları bu demolarda kaydettiler daha sonra EP’leri çıkmıştı. 80’lerde NWOBHM gruplarının çoğalmasıyla birlikte bir heavy metal çağı yaşanıyordu. Yıl 1984’ü gösterdiğinde Gates To Purgatory’ı çıkardı Running Wild.  

Albüm; delik deşik eden riffler, saldırgan gitarlar  “ Victim Of States Power’’ ile açılıyor. Gitarların dur durak bilmediği, Rolf’un vokaldeki güç gösterisiyle birlikte ıslıkta  şarkıya apayrı hava katıyor. Dönemin şeytani sözlerin şarkılara enjekte edildiği bir dönemin gerçeğini yansıtıyorlar. Yalancı din adamları, politikacılara, özgürlüğünü kısıtlayanlara sesleniyor. Şeytandan aldığı talimatı “ Black Demon “ ile devam ediyor. Kiliselerin bozguna uğradığı, ahlak kurallarının hiçe sayıldığı sözlerle yolunu belirliyor. Albümde şeytani liriklerin temayı belirlediği atmosfer “ Preacher “   şarkısında 13. Cuma gecesi sözleriyle başlayan ve sonrasında  şeytani yeminlerin edildiği,ayinlerin yapıldığıyla  öne çıkıyor. “ Preacher “ takma adıyla da   Gerald Warnecke’nin klas soloları şarkıda belirleyici durum oluyor.

 “ Soldiers of Hell’’ albümün en dinamik şarkılarından biri. Rolf’un güçlü vokali, klas sololarıyla , durdurak bilmeyen gitar saldırılarıyla hızlı temposuyla dikkat çekiyor.    Acımasız şeytani kuvvetler yine iş başında  olduğunu ’’Diabolic Force’’  ile gösteriyor. Hızlı, saldırgan temposuyla şarkı daha sonra ağır tempoda ilerliyor.  “Vultures of death are flying, under their cry the evil's dying-Destroying society of hate, like thunderstorms they bring their fate”  sözleriyle şarkı özetlenir.   Güçlü temposuyla, davul ataklarıyla, Rolf’un durdurak bilmeyen enerjik vokaliyle öne çıkan “ Adrian S.O.S “ bir rivayete göre 1968 yılında  Polanski’nin "Rosemary’nin Bebeği " adlı yapımında Adrian karakteri burada “ şeytanın çocuğu” olarak anlatılır.   

1981 yılında Iron Maiden’ın “ Genghis Khan “ şarkısından sonra, Running Wild tarihsel olaylara girer.  Moğolların kurucusu, imparatoru “ Genghis Khan “ şarkısıyla anlatır. Kendisinin lider özelliklerinden, korkusuz olduğundan bahsedilir şarkıda. Devamlı  dört bir nala saldırma hissi veren melodileriyle ,özellikle saldırgan tonlamalarla bir savaşın ortasında savaşan asker gibi hissettirir. “He was a man like you and me- His era was his fate”  sözleriyle de Cengiz Han’ı kısaca özetler. Albümün kapanış parçası ” Prisoner of Our Time”  80’li yılların metalci gençliğini özetler. Ters haçlar,serseri ruhlar, sadece kendi gibi yaşamak isteyen gençliğin isyanını anlatır bir nevi.

80’li yıllarda  metal müziğin bütün şeytaniliğini yansıttığı, çift gitarlarıyla saldırıldığı ve  serseri ruhların kolaçan gezdiği bir ortamda çıkıyor “ Gates to Purgatory “  İngiliz heavy metal gruplarının, Nwobhm akımının hızlı olduğu zamanları düşünürsek söylenecek tek şey; albümün diğer albümler gibi övülmemesinin tek nedeni geç çıkmış olmasıdır.

Kısaca toparlarsak; çift gitarların şeytani liriklerle birleştiği şov bu albümün iskeletini oluşturuyor, bu albüme halen tanıklık edememiş olmak bir kayıp olarak sayılabilir. 

Fazla söze gerek yok; kavganın içine bu albümle girin!

“ We are  Running Wild “

 Cem Kurtuluş, 2010


01 Kasım 2010

White Wizzard - Over The Top (2010)



















Amerikalı heavy metal grubu  White Wizzard 1 senelik bir aradan sonra yeni albümlerini bir süre önce çıkardı. Tanımayanlar için White Wizzard ‘ı ifade etmek gerekirse çalışmalarında eski gruplardan izler var.  7 şarkılık demolarında Iron maiden etkileri çok fazla. 

 Albüm farklı bir yapıya sahip. Enerjik bir albüm ile karşı karşıyasınız. Sağlam sound,iyi riffler. Albümden enerji fışkırıyor. Dinlediğinizde yerinizden zıplayacaksınız. Bunun garantisini verebilirim.   Bir süredir dinliyorum, bu albümün diğer çalışmalarından iyi olduğunu söyleyebilirim.  Bu albüm daha çok Nwobhm’e  kaçmış ve bu daha iyi olmuş.

Albümün giriş parçası ‘’Over the top’’ tam yerinde olmuş.  Vokal    kaliteli bir ses tonuna sahip. Başka bir vokal gider miydi bilinmez bu şarkıya. Ayrıca şarkının içinde kaliteli sololar var. Tempoda gayet iyi. . Ayrıca over the top favori parçalarımdan biri oldu. Harika melodilerle açılan ‘’High roller’’parçasında  Over the top’a göre burada daha çok melodiler önplana çıkıyor,orada vokal burada gitarlar önplanda. İkiside muazzam..

Albümün karanlık bir o kadar gizem dolu şarkılarından biri de’’ “Iron Goddess Of Vengeance’’.  İlk dinlenildiğinde sevilmiyor,fakat daha sonra alışıyorsunuz.  Ayrıca şarkının başları sevilmesede sonra şarkı farklı bir havaya bürünüyor. 

 Diğer favori parçalarımdan biride ‘’Death race’’.  Hiç sıkmıyor,  tempolu bir şekilde ilerliyor.  ‘’ Out of Control’’ıron maiden etkileri fazla olan parça, girişteki bass gitara dikkat. Dinamik bir şekilde,albümün en enerjik parçalarından biri. Parçanın ilerleyen bölümlerinde araya sıkıştırılmış sololarda klas. Albümde iki tane cover bulunuyor, çaldıkları şarkıların hakkını vermiş.  Biri Judas Priest’ten Heading Out To The Highway, diğeri Cloven Hoof’dan Gates of Gehenna.. 2010 yılının kayda çalışmalarından biri " Over The Top" Dinlerken pişman olmayacağınız cinsten.



Yazan:Cem Kurtuluş


08 Eylül 2010

Iron Maiden- The Final Frontier (2010)





















--> Iron Maiden müzik dünyasına ilk adım attığında İngiltere’de ve dünyada punk rüzgarları esiyordu, haliyle medya onları yeri geldi yerden yere vurdu. Ama onlar buna aldırış etmedi, kendi yollarına devam ettiler. Birçok yeniliğe imza attılar. Her zaman müziklerinin üstüne koydular. Albüm kapakları eleştiri konusu oldu o dönemler. Bazıları onlara maço, kaba ve militarist gibi sıfatlar koydular.  Basın onlara dair ne diyeğini tam olarak bilmiyor, onlar hakkında istediklerini yazıyordu fakat grup üyeleri her zaman cevabı müzik ile verme yoluna gitti. Seneler geçti ve onlar pes etmedi, Kimileri Bruce Dickinson’un olmadığı dönem gruba haksız eleştiriler yapsada onlar bu eleştirelere yine müzik karşılık verdi. Steve Harris karısından boşanmış, kendini bunalıma itmişti o dönemde ve bence o yıllarda yapabileceklerinin en iyisini yaptılar. Final Frontier onların 15.albümü ve ne mutlu ki geçen yıllarda grup hala müzikal gelişimini sürdürüyor. Tüm bu veriler ışığında albümün Arabistan'da bile 1 numara olmasına şasırmamak gerek bence. 

Bu defa elemanlar soundda birkaç oynama yapmış. Grubun esas oğlanı ve temel direği Steve Harris yerine diğer elemanların öne çıktığını göreceksiniz. Baştan söylemek gerek albüm birkaç dinleme ile içine girilecek bir çalışma değil! Albümden yayınlanan ilk şarkı  "El Dorado" çıktığında çok kişi dudak bükmüştü ama dinleyip beklemek en mantıklısıydı.  Grup bu albümle bizi uzayın derinliklerine yolculuğa çağırıyor.

Satellite 15...The Final Frontier: Intro niyetine gelen "Satelite 15" atmosferik pasajlar ile dolu ve başarılı bir açılış. Albümün isim şarkısı "Final Frontier" a ise çok ısındığımı söyleyemem,  ama ortalara doğru Bruce Dickinson o muhteşem sesiyle adeta  "biz buradayız siz nerdesiniz" diye haykırıyor. Şüphesiz Harris sonrası grubun olmazsa olmazı kendisi.

El Dorado: Albümden çıkan  ilk single, çoğunluk gibi ilk dinlediğimde sevememiştim.  Dinledikçe alışılıyor. Şarkının girişinde Steve bass gitarını konuşturuyor. Lakin Bruce’un vokal tarzı pek bu şarkıya gitmemiş.  "El Dorado come and play, El Dorado step this way" diye bitiriyorum. Bu nakarat ağzınıza sakız oluyor benden söylemesi.

Mother and Mercy: "Mother Of Mercy, Angel of pain , Mother Of Mercy  Taking my last breath" nakaratı ile şarkı ilk dinlemede beyninize kazınıyor. Bruce yine farkını ortaya koyuyor. Şarkının esas oğlanı Bruce Dickinson solo albümlerine şık bir göndermede yapıyor.

Coming Home: Albümde benim gibi pek çok dinleyicininde ilk dinlediği anda favorisi olan şarkı.  "Over borders that divide the earthbound tribes,  no creed and no religion, just a hundred winged souls. We will ride this thunderbird" gibi düşünülmüş sözler şarkıyı sürüklüyor.   Özellikle solosu çok klas, baş döndürecek cinsten. King Crimson göndermeleri ve progressive rocka selam çakmalar gözden kaçmıyor.

The Alchemist: Girişteki melodisi ile bizi eskilere götürüyor.  Bruce her zamanki gibi farkını bizi uçurucu enerjisiyle ortaya koyuyor. Gitarlar çalışıyor, sololarda gayet keyifli.  Gözlerinizi kapatın, kendinizi  Iron Maiden konserinde hayal edin,ve bu şarkı çalıyor. Söylediğim klişe ama yinede deneyin.

Isle of Avalon: Progressive yapının öne çıktığı şarkı, Bruce’un  karanlık ve gizemli girişi şarkıya ayrı hava katıyor.Bir selamda Dance of Death yıllarına çakılmış.  Yavaş girişlere alışık değilseniz bu şarkı size pek gitmeyebilir. Özellikle hızlanan kısımlar jet hızıyla uçar gibi oluyorsunuz.

When the Wild Wind Blows:
Bağımlılık yapan,müptelası olduğunuz şarkılar vardır hani bir türlü bırakamazsınız, ne kadar uzun olursa olsun size keyif verir. İşte o şarkılardan biri, albümdeki en birinci favorim.  Steve Harris’in tek başına yazdığı 11 dakikalık "When the Wild Wind Blows" ise Raymond Biggs’in When the Wind Blows isimli romanından uyarlanan uzun metraj çizgi filmden konusunu alıyor. Steve Harris söz yazma konusunda aşmış kendini, pek söz bırakmamış geriye. Girişte Bruce’un o karanlık ve gizemli sesi, şarkının ilerleyen dakikalarında sizi harekete geçiriyor.

Sonuç itibariyle onların yaşları geçse de  neler yapabileceklerini gösterdiler. The Final Frontier ismine de aldanmayın. Bruce bir röportajında diğer albümümüzün ismi espirili bir şekilde ’’never say never’’ olacak diyordu. Anlayacağımız bu adamlar daha çok albüm çıkarır, ama yaşlarıda ilerliyor. Ne mutlu ki ruhları hala çok genç!


Cem Kurtuluş, 2010