// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Judas Priest etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Judas Priest etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Eylül 2020

Judas Priest - Sad Wings Of Destiny (1976)


 










 

Sene 1976,  Heavy Metal tam anlamıyla patlamamış. En azından canlı heavy metal rifflerinin Black Sabbath olduğunu söylemek yanlış olur.  Birmingam’ın sanayi bölgesinde Black Sabbath çıkmış, Tony Iommi önderliğinde vokale de Ozzy’nin ürkütücü sesiyle tozu dumanı arttırmaya başlamıştı. Ama tam anlamıyla riff yönünden “ heavy metal  bu “ diyebilecek bir şey oluşmamıştı. Böyle bir ortamda  piyasada bu türü icra eden birkaç grup var. Black Sabbath, Led Zeppelin baş gruplar. “ Sad Wings of Destiny “ çıkarken Gull Records’la  sorunlar halen sürmektedir. 1974’te Rock’n Rolla albümünden sonra grup davula  John Hinch yerine Alan Moore takviyesi yaptı. Diğer kadro aynı bu şekil devam etti.

Albümün açılış şarkısı olan  “ Victim of Changes   çift gitardaki etkisiyle, Rob Halford’un kendini aşmış performansıyla, klas sololarıyla şekil alıyor.  Albümün en uzun şarkısı olmasına rağmen Rob’un vokalde yarattığı harikalıklarla zirveye ulaşıyor.  Aynı zamanda sert içki içen bir kadının  erkeğini başka bir kadına kaptırmasını anlatıyor liriklerde.    

 “ The Ripper”  müthiş notaların adamı olduğunu Tipton gösteriyor. 1888’lerde seri katil olarak ortalıkta dolaşan  Jack the Ripper üzerine olan şarkıda gitar oyunları, sololar ile birlikte çift gitarın etkisiyle birlikte Rob Halford yine klasını gösteriyor. “ Dream Deceiver” akustik tonlamalarıyla duygusal ezgileriyle müzikte duygusallık böyle olmalı dedirten girişe sahip.  Evrenle ilgili liriklere sahip olan parça da solosuyla baş döndürmeyle kalmıyor, Rob’un çığlıkları devam ediyor. Devamında “Deceiver”   speed metal’in örneklerinden olmasıyla çift gitardaki etkisi ile destan yazıyor. Downing öncülüğünde gitarlar hüküm sürürken bir yandan Rob’un çığlıkları ile birlikte akustik sonla bitiriliyor.

 Tipton imzası bulunan albümün enstrümantal şarkılarından  Preluder” barok dönemin etkilerini taşıyor.  “ Tyrant”  Tipton’un gitarları, buna eşlik eden bass ve  Halford’un eşsiz sesiyle bütünleşiyor, sonrasında gelen baş döndüren sololarla zirveye tırmanıyor.  Lirikleriyle hükümdarlığı elinde tutan çağa sesleniyor. “ Genocide “   sin after sin albümüne göndermeler var,bir sonraki albüm de bununla birlikte “ Sin after Sin “ olmuştur.  Liriklerle “ soykırım “ esas alınsa da savaşın ortasında kalan savaşçı herkesin yok olacağını ima ediyor.  “ Epitaph”   ile tekrardan Rob Halford şovuna kaldığı yerden devam ediyor. Halford öyle parçalar yorumluyor ki sadece Heavy metal vokali olmadığını gösteriyor. Burda da Queen katmanlı etkiler almak mümkün . Piyanonun notaları karşısında büyüleyici bir tablo ortaya çıkıyor.  Son günlerinde yaşayan yaşlı bir adamın hikayesini içli bir şekilde, kederli şekilde anlatılıyor liriklerde. Geçmişe bir ağıt yakıyor Judas Priest diğer bir deyişle.

 Albümün kapanış parçası olan “ Island Of Domination”  Black Sabbath rifflerini hatırlatmasıyla hüküm sürüyor. 70’lerin klasik atmosferini fazlasıyla hissettiriyor, kapanışa da uygun bir şarkı seçiyorlar.

 Sonuç olarak; 70’lerin başında Black Sabbath, korkutucu kapakları ve korkutucu riffleriyle ortalığa fazlalıkla korku saçmıştı. Hareketli riffler, hız katmak gerekiyordu buna.  Judas Priest, 1976 gibi “ Sad Wings of Destiny “ ile 70’lerin atmosferini yansıtmıştır ama bu albüm çok da popüler statüde kendine yer bulamamıştır. Çift gitarların etkisi, Rob Halford’un çığlıklarıyla büyüleyici bir atmosferi Judas Priest bu albümüyle seslendirmiş, 70’lerin ortalarında 40 dakikalık bir resital sunmuştur heavy metal dünyasına.

 

Kadro;

 Rob Halford – Vokal

Glenn Tipton – Gitar, Piyano, Back Vokal

Ian Hill -        Bass Gitar

Alan Moore-  Davul

K.K Downing - Gitar

 

Label:Gull Records

 Cem Kurtuluş, 2008

17 Kasım 2014

Judas Priest - Sin After Sin ( 1977)




















Heavy metal’in tanımı nedir diye  sorsalar, cevap şüphesiz  ya Black Sabbath ya da Judas Priest olurdu. İkisi arasında seçim yapmak epey zor olurdu.  Judas Priest heavy metal janrından sayısız grubu etkilemiş bir isim. 1970’lerde Camel, Eloy, Yes gibi isimlerin önderliğinde patlayan progresive rock gruplarına karşı tepki daha Priest ortada yokken Black Sabbath'tan gelmişti. Birminghamlı hemşehirlileri Priest ise Sabbath'ın korkutucu tınılarına hızlı müziği ile karşılık veriyordu. İşte bu anda Sin After Sin gibi bir albüm geldi. Albüm kapağı her şeyi ifade ediyordu. Sin After Sin yazılı büyük bir kapı onu önünde yere yığılmış olan bir kadın vardı. Kapağın simgesi olan anıtmezar  1910 yılında  Londra'daki  Vale Mezarlığının arazisinde bulunan albay Alexander  Gordon için inşa edilen Mısır Anıtmezarının fotoğrafına dayanmaktadır. Albümün kapağı da ordan alınır. 


Grup elemanlarından söz etmek gerekirse;  19 yaşında daha tecrübesi olmayan Simon Phillips o zaman gruba katılmıştı. Kötü de iş çıkarmamıştır dönemine göre.  " Sad Wings Of  Destiny " albümünde davulcu Alan Moore yerini böylelikle Simon'a teslim etmişti.  Bu muhabbetleri geçtikten sonra; albüm, " Sinner " ile açılıyor. " Sinner " Alman heavy metal grubu Sinner'a isim babalığı yapmakta. Rob’un  performansıyla üst düzeye çıktığı, çift gitarda Tipton ve Downing'in yarattığı çaba ile soloların klaslığıyla birlikte albümün en dinamik şarkılarından birini oluşturuyor.  Şeytanı yücelten sözleriyle bir dönem şarkı yüzünden zamanında Judas Priest’in satanist damgası yediği söylenenler arasında.(-doğruluğu ise tartışılır )   "Diamond and Rust" Joan Baez parçası olmakla birlikte albümde Joan Baez'e saygı babında klas yorumlanan şarkılardan. İkisi arasında tercih yapmak durumunda kararsız kalmak olası.   Hareketlilik açısından albümün dinamik şarkılarından biri olan "Starbreaker", Arch Enemy grubunun yeniden yorumladığı hatta bir kesim tarafından -onların ifadesi ile- bok ettiği parçadır. Albümün arka plana itilmiş parçalardan biri olan çalışmada Rob’un o yumuşak vokalleri şarkıya direkt etki ediyor. Judas Priest’ten başkası yapınca gerçekten olmuyor. 2.20’de gelen sololara ise özellikle dikkat!  

"Last Rose Of Summer"  albümün genel atmosferine uyan balladımsı  sololarıyla da kendinden söz ettiren isminin hakkını da melodileriyle öne çıkaran parça oluyor. "Let Us Prey - Call For The Priest" enerji yüklü bir çalışma. Öyle ki o zamanlar 19 yaşında olan baterist Simon Phillips  büyülüyor bizi,  bir diğer sihirbaz da çığlıkları ile şarkının etkisini katlayan Rob Halford. Bu şarkının tek ifadesi var , o da çılgınlık ... Kafalar sallanıyor, insanlar eğleniyor. "Raw Deal"  heavy metal'in eşcinsel hakları şarkısı olarak tanımlandı bir dönem medya tarafından,en azından bazı kaynaklar bu şekilde belirtti durumu. Yıllar sonra da bu durum Rob Halford'un açıklamasıyla açığa çıktı.  Ritmik şekilde gitarların önde olduğu,bir fon müziğine dönüştüğü vokalde Rob Halford harikalar yaratıyor.  

"Here Comes The Tears" açılıştaki bir dakikanın üzerinde akustik riffleriyle dikkat çekiyor, Rob’un şarkıya katılmasıyla şarkı şekilleniyor. Rob’un sessiz girişleri, gitardaki içimizi cız ettiren soloların hiç durmasını istemiyoruz, hep devam etsin istiyoruz. Şarkı  aşk tarafından gözyaşlarına terk edilmiş teması üzerine kurulu.  karanlığa terkedilmiş bir insanın sözleri.  Sözleri ve melodileriyle dinleyeni için sıkı bir ballad. 



"Dissident Aggressor" sonrasında Bay Area’lı thrash metal grubu Slayer tarafından da yorumlanan bir çalışma. " NWOBHM " akımında örnek gösterilmiş bir şarkıda. Gitarların daha hissedildiği, sololarıyla baş döndürme seansları ve sonrasında Rob Halford'un  çığlıklarıyla  zirveye ulaşıyor. Tipton'a göre şarkı özgürlüğü için berlin duvarından iskandinav ülkelerine kaçmaya çalışan gençlerin hikayesini anlatıyor. Şarkıda " Berlin"  vurgusu yapılıyor.   Aynı zamanda albüm kapanışı için gayet klas olduğunu söylemeden olmaz. 



Toparladığımızda “ Sin After Sin” bir döneme bomba salan albümdü.   1970’lerde heavy metal alemine zehri salmıştı Judas Priest. Genç yaşlarında büyük bir işin altına girmişlerdi, bu işin altından kalkmışlardı.   Black Sabbath gibi korkutucu sound ve sözler yoktu ama duygusal sözleriyle de zehirlemeyi başarmıştı Priest bu albümüyle. Sözü fazla uzatmadan; 70'lerin havasını solumak isteyenler, şarapla birlikte duygusal vakit geçirmek isteyenler albümün içine dalsın derim! 

Albüm Hakkında Bazı Notlar

 Joan Baez parçası olan "Diamond and Rust" bu albümde Judas Priest tarafından yorumlanmıştır. Kimileri (daha çok klasik rock dinleyicileri) hala Joan Baez’in bu parçayı daha iyi seslendirdiği söyler durur, zevk meselesi diyelim. Bu arada albümün 2001 yılı basımında iki tane bonus parça eklendi. Bu parçalar "Race with the Devil" ve "Jawbreaker" idi. 1977 yılı Ocak ayında kaydedilen albüm aynı senenin Nisan ayında piyasaya sunuldu. Columbia Records etiketiyle yayınlanan albümün prodüksiyon aşamasında Roger Glover gruba yardımcı olmuştur.

Grup Kadrosu:

Rob Halford - Vokal
Glenn Tipton - Gitar
K.K Downing - Gitar
I'an Hill-          Bas Gitar


CEM KURTULUŞ, 2009