// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Thrashfire etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Thrashfire etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Temmuz 2022

"THRASH, KAN,KAOS " Thrashfire - Thrash Burned the Hell (2011)


 










Geçmişe yolculuk yapacak olursam;biraz daha genç yaşlar herkesin kanı hızlı kaynardı ve Myspace gibi çağda bir keşif yolculuğu yapılırdı. Bu yolculukta thrash metal ile ilgili envanter çeşit bilgi toplanırdı. Forum sitelerinde paylaşılanlardan ötürü dayanışma çoğalırdı. Mevzu bahis burada; dayanışma cart curt diye konuşmak değil elbette. Mevzu bahis konumuz Ankara’lı thrash metal canavarları “ Thrashfire”  kendilerini myspace zaman diliminde “Kill the Fake God “ şarkısıyla ortalığa zehir salmışlardı,bunun devamının geleceği de bellliydi. Bu sürede PROMO Cd’leri edinmiştik bile, Old School Rock Bar’ın olduğu zamanlarda da grup o zamanlarda Artillery grubunun alt grubu olmuştu. PROMO’ların dağıtıldığı zamanlarda 2010 gibi bildiğim kadarıyla gruptaki bass gitarist Merter Kaygısızel askere gitmişti,dönüşte de grubun thrash canavarlarını kanıtlarcasına saldırganlıktan ödün vermeyen bir albüm gelecekti.

Thrash metal cehenneminin adını müjdeleyen  “Thrash Burned The Hell”  bu işe girişip ilk dönemlerinde thrash metal ateşini yangına çeviren, o saldırganlıktan ödünç vermeyen devamlı kaosa davet eden “bu gece zorlu bir konser olacak/poserlera yer yok”  nakaratlarına sahip “Thrash,Beer And Violence “ gibi adının da hakkını veren bir şarkıyla açılış yapıyor. Gitarlarda o eski kafaların riffleri, Burak’ın o hırçın vokali ve devamlı “Thrash,Beer And Violence “ nakaratlarının tekrarlanmasıyla devamlı kaosun devam edeceğini söyler,ki konserlerin devamlı olmazsa olmaz parçaları arasında yerini almıştır. Kaos ortamında şiddet tırmanırken headbang isteği ile birlikte uzun saçlar ucuz biralarla yağlanmış ve thrash ruhunun akibetini bu şarkı belirler.

“World Domination” dünyayı domine eden yalan politikalarıyla kendi halkını kandıran siyasetiyle mide bulandıran kravatlı kesime atıfta bulunur,ki bu şarkının çıkış süreci PROMO’da kendine yer bulmuştur. Liriklerindeki “Tell me motherfuckers did you have a good day?” nakaratıyla cevaplar Thrashfire bu şarkıyı. Davuldaki ataklarla, vokalde hızın şiddete katılmasıyla kaosa katılmamanız için hiçbir sebep yok!

Albüme ismini veren thrash metal cehenneminin habercisi “Thrash Burned The Hell” ile thrash metal cehenneminin yaratıldığı ile alakalı sözünü ilk başta nakaratlarıyla söylüyor Thrashfire. Jilet gibi riffler saldırganlığın ifadesi, kaosun içinde o gaddarlık gösterisi devam ediyor. Gitarların saldırganlığı davul ataklarıyla birleşince geriye vokalin öfkeli yok ediciliği kalıyor. Çift gitarın thrash metal’de etkisinin tartışılmaz bir gerçek olsa da burada jilet gibi rifflerin yağ gibi aktığı arada sololarla birlikte uçuruma doğru yol alıyoruz.

 “Backstreet Junkies “ arka sokaklarda dönen keşlere ağıt niteliğinde gitarların saldırganlığında tam gaz devam ediyor.  Liriklerde kendini pazarlayıp uyuşturucu almaya çalışanlara da atıf var, “bu yolun sonu yok” mottosu yerleştiriliyor.  Thrash metal şovunun devamı niteliğinde  “Hell Performance Hall” saldırıya kaldığı yerden  “Thrash is not dead you fucking bastards” sözleriyle karşılık veriyor. Albümdeki ilk şarkılara göre sönük gelebilmesi yüksek,ama  kaostan sizi geri çekmiyor.

 “Dead Collector”  bir cephe alanında cesetler ve kan kokuları üzeri lirikleriyle öne çıkıyor. Davul bölümleri herkes için cezbedici olur mu bilmem;atmosferin bütününe uyacak şekilde ilerliyor. Şarkının ilk yarısından sonra ayrı bir atağa çıkarıp kaosun içine davet ediyor. “Thrash “ kelimesinin agresif dolu ifadesiyle albümün en dinamik demirbaşlarından olan “Angels and Drunk Witches” bir öfke tufanı şeklinde ilerliyor. Özellikle gitarlardaki saldırganlık hissiyatıyla deliliğe doğru tırmanış yapmanız mümkün! Albümün genelinde gitarların saldırganlığı konusunda söz tabiriyle prim verilmiyor, bazı kritiklerde rifflerin tekrarlandığı söylense de bunu albüme ruhsal yönden yedirmek de zor olacaktır.

 Thrashfire’ın ilk çıkış zamanlarında yayınlanan, bazı forumlarda ve myspace döneminde gördüğümüz “ Kill the Fake God” yalan demeçlerin ışığında gözyaşı vaat eden ama bunu saklayanlara aynı zamanda isminden de anlaşılacağı mesajı direkt merkeze yolluyor.” No Mercy No Pain”  saldırganlık,öfke,kaos üçgeninde birleşerek merhametsizlik ve acımasızlık üzerinden kan dökenlere sesleniyor. Thrashy öfkenin her zerresini hissediyorsunuz. Merhametsizlik ve acımasızlık arasında bağlantının her riffte,her notada hissetmeniz kaçınılmaz oluyor. 

Ölümün acımasız yüzünde kayıpların ve çocuğunu yalnız bırakıp savaşa giden babaların hikayesini anlatan “ Death Is Near”  atmosferiyle, içinde bulundurduğu sololarla, davul ve jilet gibi rifflerle fazlasıyla o öfke tufanını sonuna kadar hissettiriyor...   Albümün final bölümüne giden yolda akustik girişiyle başlayan “Silent Torture” thrashy rifflerin saldırganlık ve kaosa davet etmesiyle insanlığın lanet sonuyla sonuçtalan katliam ve felaketlere lirikleriyle cevap veriyor.

 Albümün prodüksiyonuyla ilgili Alman Thrash’inin etkilerinin fazlasıyla hissedilmesi bu açıdan da  Mix ve Master işleri Deniz Durdağ’a emanet edilmiş. Albümün iki şarkısında back vokal olarak Tarkan Gürol’un katkıları var, bunun yanında grubun ilk kurulma aşamasında bildiğim kadarıyla  Şeref Umut, grubun ilk zamanlar myspace’te saldığı şarkıların emekçilerinden. Albümün fotoğraflar işlerindeki katkısı Bünyamin Salman ve Sanem Yücesoy’a ait. Albümün kapağı “thrash-militia” temalı ilk dönem thrash tutkunu olanları yansıtacak kadar klas duruyor!    Berkan Baltas, Derya Saraçoğlu, Emre Yıldır,Mert Aydın, Onurcan Soncul bu kapakta emeği geçenler. Bu açıdan onlara da ayrı not düşelim.

 Gençlik ateşiyle birlikte parlayan o amatör ruhun getirmiş olduğu olayı dinlediği gruplarla beslemek geçmişten bu yana her zaman iyi hareket olmuştur,ki bunu 80’lerde yapan bir ton grup vardı. Şimdilerde 80’lerde olmasa da Sodom,Slayer,Venom gibi grupların soundlarını harmanlayıp eski ürettiği besteleri gaddar şekilde sunan,Alman Thrash’inin balyoz gibi kafasına vurarak gösteren  “Thrashfire “ cehennemin thrash tarafını hem thrash-militia lirikleri hem de politiğe kayan lirikleriyle  “Thrash Burned The Hell” ile fazlasıyla gösteriyor demek belki basit ve ucuz bir cümle olacaktır ama onlar bunun 20'li yaşlarda genç başına fazlasıyla gaddar şekilde gösteriyorlar!  

Not; Yıllarca dinlenen bu kayıtın albüm kritiğinin böyle detaylı, böylesine yıllar sonra yapılması ise Thrashfire’a bir teşekkür içermektedir!

 Kadro;

 Burak Tavus, Vokal

Merter Kaygısızel, Bass Gitar

Onurcan Soncul, Gitar

Can Selman, Davul

 Cem Kurtuluş,2022

10 Şubat 2020

Yok Oluş Gecesi: Thrashfire (Live In Ankara, 08.02.2020)















Bazı zamanlar birileri arkanızdan  bir şeyler söyler, ama sen yine de olmayan hayatının üstüne yol haritanı çizmiş,  “ tutku” denen meselenin üstüne gidersin.  Bir cumartesi günü, yollar karla dolu, sislerin de yolların kapattığı haberini almıştık. Bu çok da önemli değil diyerek Otogar’ın yolunu tutuyoruz. Acele ederek neyse ki  otobüsün kalkacağı zamana yetişiyoruz, derken yolların durumu ne kadar karışık olduğu kazalardan belli oluyordu ki yoldayken ilerleyen saatlerde kazalara tanıklık ediyoruz.  Kar ve sis dolu yolculukta bizleri daha neler bekliyor derken kendimizi Ankara’da buluyoruz. Ankara’da bizi buz kesici bir hava karşılıyor.  Bulunma nedenimiz “ Thrashfire “  kısa bir yemek molasından sonra kendimizi konser alanına atıyoruz. Herkes dışarıda bir şekilde.  

Son zamanlar Ankara metal sahnesi; hızlı işler peşinde koştuğunu Archaic Vanity ile gösteriyor. Hellsodomy ile beraber izlediğimiz Archaic Vanity sözün özüyle gelecek vaat etmenin ötesinde, yaşının ötesinde  gaddard bir sound  ile karşımızda. Kadıköy’de ne denli özgüvenle çalmışsa, kendi şehirlerinde de o denli özgüvenle çalıyorlar. Amaç “ Thrashfire” olsa da ,onlar da Thrashfire ile birlikte bayrağı taşıyacak Ankara’nın gururu olacak denli icra ediyorlar müziğini.  Bunun öncesinde Thrashfire’ın çıkan eski-yeni albümü ile birlikte tişörtten diğer ürünlere kadar stand kurulmuş bulunuyor. Oradan da kendi ihtiyacımızı karşılıyor Thrashfire’ı izlemek için dakikalar saymış bulunuyoruz.

Archaic Vanity sahneden indikten sonra cehennemi yaşatmak için “ Thrashfire “ alana giriş yapmış bulunuyor. Elde biralar, kaosu arayanlar, bir yangının içinde kaybolmuşçasına ortalıkta delirecek olanlar birazdan kendini belli edecek.  Yeni albümün ne gaddar bir sound olduğunu söylememize gerek yok. Ankara’nın soğuğu konser alanına girmiş bulunduğumuz andan itibaren kendini sıcaklığa bırakıyor. Yeni albüm  Into the Armageddon’un giriş şarkısı olan  “Pure Devastating Necromancy “ ile ortama bodoslama dalış yapmış oluyoruz.    

Kaosun dozajı “  Slaughtered by Hellgoats”   ile artıyor.  Bu daha başlangıç diye mesaj veriyorlar.   Yangının içine “ Vengeance of Fire “  ile düşüyoruz. Yeni albümün şampiyonlar ligine oynayan şarkılarından “ Katacomb”  ile Thrashfire yeraltı mezarlıklarında yatan ölüleri rahat bırakın çağrısı yapıyor. Bu kaostan herkes nasibini alıyor. Ardı arkası kesilmeyen gaddar gecenin atakları “ Throught the  Crimson Darkness “ ,  “ Into The Armageddon+Dybuukim “ ile devam ediyor.  Konserin kaos içinde olmasını sağlayan şarkılarından biri olan “ World Domination “ ile alevler yükseliyor, ortam karışıyor.  Hakkını vermek deyimi ne ise Thrashfire öyle bir yangın çıkarıyor.  “ High  Heel In The Hell”    ve ardından  eski zamanlardan Chainsaw Metal final olacak olsa da Thrashfire  “ bir daha “ tezahüratına kayıtsız kalmayarak konserlerin olmazsa olmazı “ Thrash Beer And Violence “ ile tam bir yok oluş finaline hazırlıyor seyirciyi.

Sonuç olarak;  -4 Ankara deplasmanında bizim için dokuz saatlik bir yolculuğu bize unutturan Thrashfire hepimize   bir yok oluş gecesi sunuyor. Bu  gaddar gecenin gerçekleşmesinde kaos ortamını oluşturan seyirci de kayıtsız kalmayarak gecenin  hakkını veriyor. Şimdi “ Thrashfire “ için sırada Japonya deplasmanını kaosa çevirmek var.  


Cem Kurtuluş, 2020 Şubat /Ankara

09 Ocak 2011

ARTILLERY İSTANBUL KONSERİ (2011)
















Güzel bir konseri geride bıraktık demeyi çok isterdim. Geçen seneki konser daha klastı. Ama bu konserde türlü türlü sorun vardı. Stage diving’in yasak olduğu bir thrash metal konserine tanıklık ettik. Ses sisteminin berbatlığı ara tiplerin olması grubun soğuk tavırları daha da sayabilirim.  Ses sisteminin berbat olmasından dolayı şarkıları bile zor duyduğumu söyleyebilirim.  Geçen seneki kemancı konserinde bütün şarkıları duymuştuk. Hem de vokal stage diving yaparak aramıza katılmıştı. Böyle samimi bir ortam vardı. Ama şimdi görüyorsunuz ki thrash metal konserinde stage diving yasak!  İsmi old school bar olan bir yerin kendini sorgulaması gerek, ki old school ruhu yaşayabilsin! 


















Böyle gruplar getirerek olmuyor bu işler. Gruplar getirince bazı şeyleri düşüneceksin. Grup çıkmadan önce dışarıda takıldık. Thrashfire 22.30 gibi sahneye çıktı.  Önde eğlenen 5 kişi vardık şarkılara eşlik eden. Diğerleri robot gibi izliyordu. Oysa ses sistemi berbat olmasına rağmen thrashfire çıktı ve çaldı.  Dead collector, Hell,Kill the fake god,World domination, angels and drunk witches, thrashbeer, şarkıları çalındı.  Ama etrafta mal kitle olunca adamlarda bir şey yapamıyor. Bu mal kitle Artillery konserinde de devam etti zaten.  Hatta 2 kişi vardı ki sanki dans etmeye gelmiş gibiydi. Böyle mal tipler olunca konserde berbat bir hal aldı. 

Geçen konserde bütün şarkıları netlikle duyduk ama bu konserde öyle olmadı . Kemancıdaki ses sisteminden şikayetçi oluyorduk ama kemancıdaki ses sisteminin buradan daha iyi olduğunu anladık. Khomaniac,10.000 devils, Rise Above It All, When Death Comes, Upon My Cross I Crawl , Terror Squad çalındı. Genel olarak konserin çok berbat geçtiğini söyleyebilirim . Verdiğim paraya acıdım açıkçası. Bu konsere gidemeyenler hiç üzülmesin, Dışarıda bira içerek takılsaydık  zaman daha iyi geçerdi. 2011 yılının  açık ara en kötü konserden birine şahit olduk!

Yazan:Cem Kurtuluş

25 Temmuz 2010

THRASH ATTACK VOL-1 (Impact -Thrashfire- Vicious cycle)

Daha önce 2008’de İstanbul’a gelmelerine rağmen Thrashfire’ı izleyememiştim. Thrashfire’dan önce Impact çıkmıştı. Coverlarda  her zamanki gibi yerindeydi . Vio-lence,Dark Angel,Testament, Coroner parçaları coverladılar. Aynı eskisindeki gibi. Yeni bestelerini çaldılar . Impact ile coştuktan sonra Thrashfire’ı beklemeye koyulduk. Thrashfire 23.00’e doğru sahneye çıktı. O boktan ses sistemine rağmen orada terör estirdi. Burağın seyirciyle iletişimi iyiydi. Thrash Burned Hell,Dead Collector,World Domination çaldılar Kreator’dan Flag of hate çaldılar. Enteresan moshlar döndü etrafta ama yine de sikik ses sistemine rağmen adamlar ellerinden geleni yapıp seyirciyi coşturdular. Ayrıca Burak daha başlamadan önce konuşmayı yapıp albüm çıkarmak için şirket bulamamaktan yakındı.  Daha önce dinlemediğim parçaları No Mercy No PAIN ‘ide çok bomba buldum.

Sonuç olarak; O kadar Kemancı’daki ses sistemine laf ediyorduk ama ordaki buraya göre iyi kalıyormuş.   Neyse olan oldu artık. Thrashfire’da umarım İstanbul’daki seyirciden memnun kalmıştır. EP’yi aldık yolumuza devam ettik.



Cem Kurtuluş, 2010