// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Heavy Metal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Heavy Metal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2020

" Rock'n Roll Bizden Sorulur" Ac / Dc - Power Up (2020)

 












AC/DC  için hikayeyi pek anlatmaya,bulandırmaya da gerek yok. 40 yıla meydan okuyan müzikleri, başkalarının “ hep aynı müziği yapıyorlar “ demeçleri de bugüne kadar aynı yoldan gitmeleri  hikayenin özeti. Çünkü otuz yıl aynı müzikleri, aynı tonları ulaştırmak ve bunu da iyi bir prodüksiyonla yapmak herkesin harcı değil.  Pek çok isim aralarından ayrıldı, ama en büyük eksiklerden biri grubun beyni olan “ Malcolm Young “ idi. 1980’lerde Bon Scott öldüğünde de kendisinin yerine bu kadar etki eden biri olacak mı diye sorular çoğalmıştı, o boşluk Brian Johnson ile doldurulmuştu. Konuya geri dönecek olursak;Malcolm Young konusu her zaman gruptaymış gibi sanki izlenim yaratacaktır.

Albümün geneline baktığımızda o eski ambiansı/atmosferi gözlemlememek zor ihtimal. Albümü şarkı şarkı yorumlamaktan ziyade bütün olarak görmek herkesin işini kolaylaştıracaktır.

Albümde Malcholm Young’un yeğeni olan Stevie Young ritim gitar,back vokal olarak yerini alıyor, ki kendisi  “ Rock or Bust “ albümünde de Malcolm Young’un yerine olduğu yerdeydi.

Cliff Williams ve  onun haricinde liseli üniformasıyla yılların serseri ve enerjik çocuğu Angus Young klasik o rock’n roll’un kendine has gitar tonlarını sarf ediyor, yıllara meydan okuyan yaşı ihtiyar ruhu serseri gibi performansın üst seviyesine çıkan bir “ Brian Johnson “ gerçeği var. Bunlar bilinen gerçekler ama  Malcolm Young şu an aramızda olmasa bile ruhu aramızda dolaşıyor,bunu da dinlerken teyit etmiş bulunuyoruz. Çoğu şarkıda emeği olduğunu Angus birçok röportajda dile getiriyor, albüm de kendisine adanıyor.

 Albüme şarkı şarkı ilerlemekten ziyade albümün ilk yarısıyla başlayan o bilindik,o eski geleneğe uyan rock’n roll soundunu bildiğimiz AC/DC ile karşımızda. İlk şarkıdan itibaren bizi esir alıyorlar. Brian Johnson ilerleyen yaşına rağmen sesinden bir şey kaybetmiyor; halen enerjik halen bilindiği gibi. Ardından geçirdiği kırk yıla rağmen kendisine bu yaşta rakip görünmüyor açıkçası.

Albümün ilk yarısında bizi karşılayan “ Realize, Rejection Shot In the Dark “ klasik AC/DC soundunu kapsıyor daha sonrasında  “ Through the Mists of Time “ oynak halleri ve acayip ritimleriyle farklı bir havada ilerliyor.  “ Kick You When You’re  Down “  gitar oyunlarına davet ediyor,bildiğimiz aynı tonlar albümün geneline yayılsa da bu parçaya özel bir gitar oyunu icra ettiklerini söylemek yerinde olur. Back vokallerle birlikte de bir eğlence şöleni var karşımızda.  “Witch’s Spell “ beklediğimiz o cadılık işleri yönünden albümün ilk yarısında son şarkı oluyor. Albümün ikinci ayağında “ Demon Fire “  şeytan vari fısıldamasıyla birlikte liriklere yansıyor. “ you better look around, hear that evil sound “ nakaratıyla da bunu söylüyor.

 

Albümün kapanış parçası “ Code Red “  hardrock/glam metal ezgilerinin ağırlığıyla gezdiriyor. Sonuç olarak; geçmişi 40 yıla dayansa da kimilerinin “ hep aynı müziği yapıyorlar “ nağmelerine rağmen böylesine aynı tadı yakalamak, aynı prodüksiyonla bir iş çıkarmanın verdiği iş de zordur neticede, aynısı Motörhead için yıllardır geçerliydi. Sözün özü, bildikleri yoldan, rock’n roll’un patlayıcı gücünü kırk sene sonra bir daha gösterdiklerini kanıtlıyor “ Power Up “  Bunun sırrı da biraz değil,fazlasıyla aynı prodüksiyon ekibiyle çalışıyor olmaları, müziklerini anlayacak kafalara sahip birileriyle ortak noktada buluşmaları.

 

Albümün bir diğer özelliği de Malcolm Young’a adanmış olmasıdır, ki albümü de dinlerken "bir yerden çıkabilir " hissiyatı hafızalara çakılıyor.  AC /DC için lafı evelemenin gevelemenin anlamı yok ve kendileri için benim beklediğim fazla bir şey yok, bu “ veda albümümüz “ deseler klas bir veda olur,çünkü onlar da yaşlarının farkında ama halen rock’n roll’un o patlayıcı gücünü yaptıkları müzikle fazlasıyla gösteriyorlar.

 

Kadro

 

Angus Young- Lead Guitar

Brian Johnson- Vokal

Phil Rudd- Davul

Cliff Williams – Bass Gitar

Stevie Young – Ritim Gitar, back vokal

 

Mike Fraser- Mixing

Brendan O’Brien- Production, mixing

Ryan Smith- Mastering


Cem Kurtuluş,2020


20 Eylül 2020

Judas Priest - Sad Wings Of Destiny (1976)


 










 

Sene 1976,  Heavy Metal tam anlamıyla patlamamış. En azından canlı heavy metal rifflerinin Black Sabbath olduğunu söylemek yanlış olur.  Birmingam’ın sanayi bölgesinde Black Sabbath çıkmış, Tony Iommi önderliğinde vokale de Ozzy’nin ürkütücü sesiyle tozu dumanı arttırmaya başlamıştı. Ama tam anlamıyla riff yönünden “ heavy metal  bu “ diyebilecek bir şey oluşmamıştı. Böyle bir ortamda  piyasada bu türü icra eden birkaç grup var. Black Sabbath, Led Zeppelin baş gruplar. “ Sad Wings of Destiny “ çıkarken Gull Records’la  sorunlar halen sürmektedir. 1974’te Rock’n Rolla albümünden sonra grup davula  John Hinch yerine Alan Moore takviyesi yaptı. Diğer kadro aynı bu şekil devam etti.

Albümün açılış şarkısı olan  “ Victim of Changes   çift gitardaki etkisiyle, Rob Halford’un kendini aşmış performansıyla, klas sololarıyla şekil alıyor.  Albümün en uzun şarkısı olmasına rağmen Rob’un vokalde yarattığı harikalıklarla zirveye ulaşıyor.  Aynı zamanda sert içki içen bir kadının  erkeğini başka bir kadına kaptırmasını anlatıyor liriklerde.    

 “ The Ripper”  müthiş notaların adamı olduğunu Tipton gösteriyor. 1888’lerde seri katil olarak ortalıkta dolaşan  Jack the Ripper üzerine olan şarkıda gitar oyunları, sololar ile birlikte çift gitarın etkisiyle birlikte Rob Halford yine klasını gösteriyor. “ Dream Deceiver” akustik tonlamalarıyla duygusal ezgileriyle müzikte duygusallık böyle olmalı dedirten girişe sahip.  Evrenle ilgili liriklere sahip olan parça da solosuyla baş döndürmeyle kalmıyor, Rob’un çığlıkları devam ediyor. Devamında “Deceiver”   speed metal’in örneklerinden olmasıyla çift gitardaki etkisi ile destan yazıyor. Downing öncülüğünde gitarlar hüküm sürürken bir yandan Rob’un çığlıkları ile birlikte akustik sonla bitiriliyor.

 Tipton imzası bulunan albümün enstrümantal şarkılarından  Preluder” barok dönemin etkilerini taşıyor.  “ Tyrant”  Tipton’un gitarları, buna eşlik eden bass ve  Halford’un eşsiz sesiyle bütünleşiyor, sonrasında gelen baş döndüren sololarla zirveye tırmanıyor.  Lirikleriyle hükümdarlığı elinde tutan çağa sesleniyor. “ Genocide “   sin after sin albümüne göndermeler var,bir sonraki albüm de bununla birlikte “ Sin after Sin “ olmuştur.  Liriklerle “ soykırım “ esas alınsa da savaşın ortasında kalan savaşçı herkesin yok olacağını ima ediyor.  “ Epitaph”   ile tekrardan Rob Halford şovuna kaldığı yerden devam ediyor. Halford öyle parçalar yorumluyor ki sadece Heavy metal vokali olmadığını gösteriyor. Burda da Queen katmanlı etkiler almak mümkün . Piyanonun notaları karşısında büyüleyici bir tablo ortaya çıkıyor.  Son günlerinde yaşayan yaşlı bir adamın hikayesini içli bir şekilde, kederli şekilde anlatılıyor liriklerde. Geçmişe bir ağıt yakıyor Judas Priest diğer bir deyişle.

 Albümün kapanış parçası olan “ Island Of Domination”  Black Sabbath rifflerini hatırlatmasıyla hüküm sürüyor. 70’lerin klasik atmosferini fazlasıyla hissettiriyor, kapanışa da uygun bir şarkı seçiyorlar.

 Sonuç olarak; 70’lerin başında Black Sabbath, korkutucu kapakları ve korkutucu riffleriyle ortalığa fazlalıkla korku saçmıştı. Hareketli riffler, hız katmak gerekiyordu buna.  Judas Priest, 1976 gibi “ Sad Wings of Destiny “ ile 70’lerin atmosferini yansıtmıştır ama bu albüm çok da popüler statüde kendine yer bulamamıştır. Çift gitarların etkisi, Rob Halford’un çığlıklarıyla büyüleyici bir atmosferi Judas Priest bu albümüyle seslendirmiş, 70’lerin ortalarında 40 dakikalık bir resital sunmuştur heavy metal dünyasına.

 

Kadro;

 Rob Halford – Vokal

Glenn Tipton – Gitar, Piyano, Back Vokal

Ian Hill -        Bass Gitar

Alan Moore-  Davul

K.K Downing - Gitar

 

Label:Gull Records

 Cem Kurtuluş, 2008

26 Kasım 2019

Heavy Metal Şöleni; Enforcer Konseri Ve Kritiği (24.11.2019)



Doğrusunu söylemek gerekirse Enforcer , konseri olana kadar daha öncesinde sıkı takip ettiğim bir grup olmadı, ve sonralarında kulak kabarttığım bir grup oldu. Bu kadar heavy / speed metal işinde ustaca olduklarını öğrenmek geç oldu.   İlk albümleriyle başlayan takip ile birlikte bir heyecan sarmadı değildi.  Mevzu bahis böyle olunca  Enforcer ile tanışmış olduk. Sonda söyleyeceğimi baştan söylemek gerekirse ; bu konserden geri kalsaydım eğer bir pişmanlık yaşayacağım garantiydi.

 Lafı fazla gevelemeden direkt mevzuya odaklanalım.  Sokak önü demlenmeceleri, maksimum alkolün etkisiyle konser mekanına daldık. İçeride  çığ gibi büyüyen kalabalık yoktu, çoğu kimse bunu da beklemiyordu. Ama içerde bulunan  kalabalık boş/kuru kalabalık ve niteliksiz insanlardan oluşmuyordu.  Daha çok grubun  albümlerinden haberdar olan, grubu daha önce sıkı dinlemiş, materyallerine sahip olmuş, şarkıları ezbere bilen bir kitle ile beraberdik. Önlerde yerimizi almaya başladık derken konser başlamıştı.  Son konserlerinden ötürü çalınan şarkılara kulak kabarttığımızdan aşinaydık. Konsere de " Destroyer " ile giriş yaptılar. Ortamda az kişi olmasına rağmen hareketlenmeler yerindeydi.

 Grup , seyirciye yüksek enerjisini fazlasıyla hissettirmeye başlamıştı. Konserlerin klasik parçalarından  “ Die For The Devil “     ”Searching For You “    “ Undying  Evil " ile birlikte seyircinin istekli görüntüsü ve  coşkusu da grubun enerjisiyle birleşince heyecan artmıştı.   Konserin ortalarına doğru enerji azalmamıştı , az kişiye rağmen nitelikli bir seyirci bu konuda hakkını fazlasıyla vermeye hazırdı.

 Speed metal' in klasik marşlarına aday göstereceğimiz  “ Mesmerized By Fire “  ile birlikte yola devam edildi derken  arada gitar soloya dönüldü. Bizler için kısa bir dinlenme arası olsa da  " Take Me Out Of This  Nightmare " seyirciyle söylenen , ve temponun da yüksek enerjiyle sağlandığı şarkılardan oldu.  Klasik  " konser bitti " derken ve herkesin bildiği üzere elbette bitmemişti, " Katana " ile geri dönüş ve "Midnight Vice " ile klas bir final oldu.

 Sonuç olarak ; nitelikli bir seyircinin katılımıyla birlikte  işinin hakkını sonuna kadar  veren  heavy metal şöleni yaşattı Enforcer hepimize!  Grubun devamlı yüksek enerjisinde çıta yükseltmesi de gecenin güzelliği olarak kayıtlara geçebilir. Ve gece de bizler adına   rüzgar gibi geçti, bizim de temennimiz tekrar gelmeleri yönünde oldu. 

Son olarak yazıyı bitirmeden; böyle klas heavy metal şölenini hazırlayan, ön ayak olan insanlara bu yazıyla dev teşekkürler!

 Cem Kurtuluş, 2019 Kasım

18 Kasım 2014

Black Sabbath - Sabbath Bloody Sabbath (1973)


İngiltere’de 70’li yılların başıydı. O zamana kadar heavy metal grupları tam manasıyla fazlasıyla    ortalıkta yoktuBir yandan punk fırtınası esiyordu.  Birmingam şehrinde kurulan grubun üyeleri kenar mahallelerde yaşıyorlar,sanayide çalışıp yoruluyorlardı. Grubun ilk albümlerinde yer almış,ve tarihsel olarak da Black Sabbath grubuyla yolu kesişen Ozzy'nin dosyası epey kabarıktı. Tony Iommi de sanayi bölgesi olan Birmingam'da doğmuştu ve bir sanayi şehri olan Birmingam'da  17 yaşında herkesin bildiği üzere bir iş kazası yaşamıştı.  Bill Ward  ve Geezer Butler de ilk dönemden beri grupta belli bir süre çaldılar. Hepsinin ortak özelliği bir sanayi şehri ve bölgesi olan bir şehirde olmalarıydı.  Bununla birlikte yanına aldığı 1968 yılı gibi bu işe girişen dört kafadarla başlamıştı her şey. 

Daha sonra Black Sabbath " insanlar korkmak için sinemaya gidiyorlar, korkutucu müzik yapsak olmaz mı " fikriyle yola çıktılar. Çıkış amacı buydu. İlk albümlerini de böyle çıkarmışlardı. Müziklerinden albüm kapaklarına,albüm kapaklarından sözlerine kadar insanlara bu durum o dönem için korkutucu gelmişti. Daha sonra  Black Sabbath, Paranoid, Master Of Reality  Vol 4’le başlayan albümlerini “ Sabbath Bloody Sabbath “ albümüyle devam ettirdi.  Bu albümde yavaş, " Distortion’’ tarzlarını klavye gibi kompleks, orkestral enstrümanlarla geliştirdiler.

60’ların sonu 70’lerin ortaları Black sabbath için  deli yıllardı.  Gruptaki elemanlar nasıl eğleneceğini biliyordu. Bu onlar için fabrikadan çalışmaktan iyiydi. Uyuşturucu, kadınlar her biri vardı hayatlarında , bu da grubun kariyerini etkilemişti.  İnsanlar, “ Black Sabbath” ismini duyunca kaçıyordu. Bu Black Sabbath’ın hem ürkütücü müziğinden,
şarkı sözlerinden ve şeytani Tony Iommi riff’lerinden yayılmıştı. En azından dönem için bazı kaynaklar bunu doğrulamıştı. 

Yıllar birbirine eklenmişti. Black Sabbath albümlerini sıralıyordu. Grup Vol 4 ‘ü yayınladıktan sonra Sabbath Bloody Sabbath albümü gelmişti.  Albüm; “Sabbath Bloody Sabbath”  şarkısıyla açılıyor,   sözler ise  Sabbath Bloody Sabbath da menajerin grubu engellemeye çalışması ve onlara ihanet etmesi üzerine yazılmıştı. Ozzy ‘nin solo kariyeri olmasına rağmen ben daha çok 70’li yıllarda yaptığı işleri severim o da ayrı mevzubahis . O zamana ait farklı bir ruh var. Ve o menajerlere şu sözlerle karşılık veriyordu Black Sabbath

“Hiç kimse bilmene izin vermeyecek,
Sebeplerini sorduğun zaman.
Sadece kendi yolunda olduğunu söylerler sana,
Kafanı yalanlarla doldururlar.”

Tony Iommi’nin  grubun eski çalışmalarını andıran gitar riffleri bu şarkıda da devam eder, bir nevi noktayı koyar ve  Ozzy’nin sakin vokali  yeri geldiğinde attığı çığlıklar klasik Ozzy’i gösterir bize.

“ A national Acrobat “   kafanızı karıştıran ,bulanık rüyalar görmenizi sağlayan saykodelik dünyalara taşıyan tanımı zor olan bir şarkıyla karşı karşıya bırakır bizi.  Iommi ve Butler  görevlerini üstleniyor ama Ozzy’nin sesi bizi saykodelik dünyaya karşı yola çıkarıyor.  Şarkının aralarındaki sololar için klas tanımı yetersiz kalıyor.  Girişte sözler şu şekilde  yer alıyor.

Ben gizlenen dünyadayım
Bütün zamanların evrensel sırrı
Boş aralıkların yok olması
benim biricik suçum mudur
Ben ,bin kere yaşadım
Onun neye inanılması gerektiğini buldum
Doğmamış çocuğun düşünceleri  tasarlanmamış

“ Fluff ”  albümdeki Tony Iommi’nin bestelediği İngiltere’de BBC radyoda  Black Sabbath şarkıları çalan “ Fluff” lakaplı  Alan Freeman adlı radyo DJ’ine adanmış, en azından bilgiler bu yönde olduğunu gösteriyor.   “ Sabbra Cadabra”   enerjinin yayıldığı, gitarların dur durak bilmediği ozzy’nin vokalde aşar. Metallica daha sonraki dönemlerde bu şarkıyı coverlamıştır.   Kimilerinde ‘abra kadavra’ çağrışımı da yapabilir. 

 “ Killing Yourself To Live”  Geezer Butler tarafından aşırı içki yüzünden hastanede yatarken yazıldı. Davulcu Bill Ward da aşırı dozda içmekten acı çekiyordu ve şarkı onların "uç" yaşam tarzlarını yansıtıyordu. Gitar tonlarında Deep Purple etkileri bulmak mümkün.   Ozzy’nin  sadece bu parçada/şarkıda değil albümün genelinde enerjisi yüksek tempoda devam ediyor.  " Who are you”    bir o kadar  uzay çağına davet ediyor bizi,  daha önceki albüm ve şarkılarından ziyade bu şarkıda synhthesizer (elektronik org/klavye) görüyoruz.  belki de çoğu kişi Black Sabbath sayesinde derinliklere ulaşıyor bu şarkıyla.

Bu albümde bütün bilgiler açığa çıkıyordu. “ Volume  4 “ albümünde  değişimler yapıp, synthesizer ,klavye gibi kompleks aletlerle şarkılar geliştirdiler. Bazı şarkıların sözleri grubun problemleri hakkındaydı. Killing Yourself To Live, Geezer Butler tarafından aşırı içki yüzünden hastanede yatarken yazıldı. Davulcu Bill Ward da aşırı dozda uyuşturucudan ve  içmekten acı çekiyordu ve şarkı onların "uç" yaşam tarzlarını yansıtıyordu. Sabbath Bloody Sabbath da menajerin grubu engellemeye çalışması ve onlara ihanet etmesi üzerine yazılmıştı.

Yes elemanı Rick Wakeman da Sabbra Cadabra şarkısında piyano gibi enstrümanlarla ortaya çıkıyor. 1972-73'teki Volume 4 turnesinden sonra tekrar Los Angeles, California'ya dönüp yeni albüm üzerinde çalışmaya başladılar. Volume 4 ile kayıt atmosferlerini tamamen değiştirdiler, Record Plant Studios ve Tom Allom ile çalışmaya başladılar. Ama menajer Patrick Meehan'dı. Gitarist Tony Iommi " Meehan'ın anlaşılmaz bir egosu vardı ve adını prodüktör olarak yazdırdı. "

Yes elemanı Rick Wakeman, synthsizer ve piyano gibi enstrümanlarla Sabbra Cadabra'da görünüyor. Drew Struzan'ın çizdiği albüm kapağında bir yatak, yatakta kabus gören ya da şeytanın saldırısına uğramış gibi duran bir adam var. Yatağın üzerinde büyük bir kafatası ve 666 yazısı vardı. Bütün bilgiler ışığında Black Sabbath, "Sabbath Bloody Sabbath" ı 1 Aralık 1973'te yayınladı. Tarihlerinde ilk kez tatmin edici röportajlar verdiler ve Rolling Stone tarafından "ekstra mükemmel " ve "tamamen başarılıdan bir gram eksik değil" yorumları yapıldı.

Daha sonraki röportajlarda " All Music's Ed Rivadavia" albümü " zekice, Heavy Metal koleksiyoncusunun olmazsa olmazı", daha sonra da "ince bir olgunluk" şeklinde tanımlandı .Grubun Amerika’daki beşinci platin satışlı albümüdür. İngiltere'de 4 numaraya kadar yükseldi ve Amerika'da 11. oldu.
 Grup, Ocak '74'te başlayıp, 6 Nisan'da California, Ontario'daki Jam festivalinde biten bir tura çıktı. Deep Purple, Earth, Wind & Fire ve The Eagles'la birlikte 200000 fanına konser verdi. Konserlerin bazı bölümleri ABC TV'de (Amerika) yayınlanıp, daha geniş kitlelerce izlendi.

Toparlamak gerekirse; 1970'li yılların başından beri yaptığı en iyi albümü değil Black Sabbath'ın ama grubun kendi içindeki sorunlarını anlatmasıyla ilgili bu albüm, aynı zamanda enstrüman değişimleri ilk bu albümde gerçekleşti.  Blues,heavy metal ağırlıklı ve synhthesizer  en çok bu albümde daha ağırlıklı kullanıldı. İngiltere’de punk fırtınası eserken,  dünyada progresif rock grupları öne çıkarken, heavy metal rüzgarı 70’lerde daha yayılmamışken “ Sabbath Bloody Sabbath “ bir çok grubun yolunu açacak albüm olmuştur.


Cem Kurtuluş,2008



17 Kasım 2014

Judas Priest - Sin After Sin ( 1977)




















Heavy metal’in tanımı nedir diye  sorsalar, cevap şüphesiz  ya Black Sabbath ya da Judas Priest olurdu. İkisi arasında seçim yapmak epey zor olurdu.  Judas Priest heavy metal janrından sayısız grubu etkilemiş bir isim. 1970’lerde Camel, Eloy, Yes gibi isimlerin önderliğinde patlayan progresive rock gruplarına karşı tepki daha Priest ortada yokken Black Sabbath'tan gelmişti. Birminghamlı hemşehirlileri Priest ise Sabbath'ın korkutucu tınılarına hızlı müziği ile karşılık veriyordu. İşte bu anda Sin After Sin gibi bir albüm geldi. Albüm kapağı her şeyi ifade ediyordu. Sin After Sin yazılı büyük bir kapı onu önünde yere yığılmış olan bir kadın vardı. Kapağın simgesi olan anıtmezar  1910 yılında  Londra'daki  Vale Mezarlığının arazisinde bulunan albay Alexander  Gordon için inşa edilen Mısır Anıtmezarının fotoğrafına dayanmaktadır. Albümün kapağı da ordan alınır. 


Grup elemanlarından söz etmek gerekirse;  19 yaşında daha tecrübesi olmayan Simon Phillips o zaman gruba katılmıştı. Kötü de iş çıkarmamıştır dönemine göre.  " Sad Wings Of  Destiny " albümünde davulcu Alan Moore yerini böylelikle Simon'a teslim etmişti.  Bu muhabbetleri geçtikten sonra; albüm, " Sinner " ile açılıyor. " Sinner " Alman heavy metal grubu Sinner'a isim babalığı yapmakta. Rob’un  performansıyla üst düzeye çıktığı, çift gitarda Tipton ve Downing'in yarattığı çaba ile soloların klaslığıyla birlikte albümün en dinamik şarkılarından birini oluşturuyor.  Şeytanı yücelten sözleriyle bir dönem şarkı yüzünden zamanında Judas Priest’in satanist damgası yediği söylenenler arasında.(-doğruluğu ise tartışılır )   "Diamond and Rust" Joan Baez parçası olmakla birlikte albümde Joan Baez'e saygı babında klas yorumlanan şarkılardan. İkisi arasında tercih yapmak durumunda kararsız kalmak olası.   Hareketlilik açısından albümün dinamik şarkılarından biri olan "Starbreaker", Arch Enemy grubunun yeniden yorumladığı hatta bir kesim tarafından -onların ifadesi ile- bok ettiği parçadır. Albümün arka plana itilmiş parçalardan biri olan çalışmada Rob’un o yumuşak vokalleri şarkıya direkt etki ediyor. Judas Priest’ten başkası yapınca gerçekten olmuyor. 2.20’de gelen sololara ise özellikle dikkat!  

"Last Rose Of Summer"  albümün genel atmosferine uyan balladımsı  sololarıyla da kendinden söz ettiren isminin hakkını da melodileriyle öne çıkaran parça oluyor. "Let Us Prey - Call For The Priest" enerji yüklü bir çalışma. Öyle ki o zamanlar 19 yaşında olan baterist Simon Phillips  büyülüyor bizi,  bir diğer sihirbaz da çığlıkları ile şarkının etkisini katlayan Rob Halford. Bu şarkının tek ifadesi var , o da çılgınlık ... Kafalar sallanıyor, insanlar eğleniyor. "Raw Deal"  heavy metal'in eşcinsel hakları şarkısı olarak tanımlandı bir dönem medya tarafından,en azından bazı kaynaklar bu şekilde belirtti durumu. Yıllar sonra da bu durum Rob Halford'un açıklamasıyla açığa çıktı.  Ritmik şekilde gitarların önde olduğu,bir fon müziğine dönüştüğü vokalde Rob Halford harikalar yaratıyor.  

"Here Comes The Tears" açılıştaki bir dakikanın üzerinde akustik riffleriyle dikkat çekiyor, Rob’un şarkıya katılmasıyla şarkı şekilleniyor. Rob’un sessiz girişleri, gitardaki içimizi cız ettiren soloların hiç durmasını istemiyoruz, hep devam etsin istiyoruz. Şarkı  aşk tarafından gözyaşlarına terk edilmiş teması üzerine kurulu.  karanlığa terkedilmiş bir insanın sözleri.  Sözleri ve melodileriyle dinleyeni için sıkı bir ballad. 



"Dissident Aggressor" sonrasında Bay Area’lı thrash metal grubu Slayer tarafından da yorumlanan bir çalışma. " NWOBHM " akımında örnek gösterilmiş bir şarkıda. Gitarların daha hissedildiği, sololarıyla baş döndürme seansları ve sonrasında Rob Halford'un  çığlıklarıyla  zirveye ulaşıyor. Tipton'a göre şarkı özgürlüğü için berlin duvarından iskandinav ülkelerine kaçmaya çalışan gençlerin hikayesini anlatıyor. Şarkıda " Berlin"  vurgusu yapılıyor.   Aynı zamanda albüm kapanışı için gayet klas olduğunu söylemeden olmaz. 



Toparladığımızda “ Sin After Sin” bir döneme bomba salan albümdü.   1970’lerde heavy metal alemine zehri salmıştı Judas Priest. Genç yaşlarında büyük bir işin altına girmişlerdi, bu işin altından kalkmışlardı.   Black Sabbath gibi korkutucu sound ve sözler yoktu ama duygusal sözleriyle de zehirlemeyi başarmıştı Priest bu albümüyle. Sözü fazla uzatmadan; 70'lerin havasını solumak isteyenler, şarapla birlikte duygusal vakit geçirmek isteyenler albümün içine dalsın derim! 

Albüm Hakkında Bazı Notlar

 Joan Baez parçası olan "Diamond and Rust" bu albümde Judas Priest tarafından yorumlanmıştır. Kimileri (daha çok klasik rock dinleyicileri) hala Joan Baez’in bu parçayı daha iyi seslendirdiği söyler durur, zevk meselesi diyelim. Bu arada albümün 2001 yılı basımında iki tane bonus parça eklendi. Bu parçalar "Race with the Devil" ve "Jawbreaker" idi. 1977 yılı Ocak ayında kaydedilen albüm aynı senenin Nisan ayında piyasaya sunuldu. Columbia Records etiketiyle yayınlanan albümün prodüksiyon aşamasında Roger Glover gruba yardımcı olmuştur.

Grup Kadrosu:

Rob Halford - Vokal
Glenn Tipton - Gitar
K.K Downing - Gitar
I'an Hill-          Bas Gitar


CEM KURTULUŞ, 2009 


08 Mart 2011

BAPHOMET'S BLOOD





İtalyan pure speed metal grubu Baphomet’s blood’un kuruluşu 2003 yılına dayanıyor.  Vokal, gitar ve basta Necrovomiterror, davulda R.R. Bastard tarafından oluşturulan grup tarz olarak Thrash metal, Speed Metal ve Rock'n'Roll öğelerini birleştirerek ve liriklerinde şeytan, seks, alkol, anti-hristiyanlık gibi öğeleri temel alarak bu tarzda son yıllarda çıkan gruplar arasında. Grubun vokali tam bir lemmy taklitçisi. Gruptaki elemanların hepsi birer Motörhead hayranı. 

 Grup, Motörhead,Tank,Exciter,Sodom,Venom gibi dev gruplardan büyük ölçüde ilham almıştır. Özellikle Venom ve Motörhead etkileri bariz belli oluyordur. Grup 2003 yılında kurulmasından sonra 2005 yılında " Satanic commando"  adında bir demo yayınlar.  Hiç vakit kaybetmeden 2006 yılında " Satanic metal " atacak albümünü yayınlar. Albüm speed metal’in bütün öğelerini içerir. Hızlı gitarlar,speed metal ritimleri,kirli vokaller.. Her şeyiyle mükemmel albüme imza atmışlardır. Şarkı sözleri ise antihristiyanlık,alkol,seks ile ilgilidir. 

Grup 2007 yılında 7 parçadan oluşan bir toplama albüm yayınlamıştır. Albümün içinde Satanic Metal Attack albümünden parçalarda bulunur. Bu toplama albümden sonra grup yeni albüm çıkarmaya karar verir. 2008 yılında second strike adında albümleri yayınlanır. Grup yine tam gaz yoluna devam etmektedir.   

Grup bu albümden 1 sene sonra " Metal damnation"  albümünü yayınlar. Yalnız grubun şöyle bir takıntısı var sanırım albüm hangi plak şirket'ten  çıkıyorsa o  plak şirketiyle ilgili şarkı var.  Metal damnation albümüyle ne kadar iyi yolda olduklarını bizlere gösteriyorlar.  Grup şu ara biri live olmak üzere 2  ep çıkaracak. Ep’nin ismi Back from the fire diğeri Live In Italy.

Grup Üyeleri;

Necrovomiterror - Vocals, Guitar, Bass
R.R. Bastard - Drums
A.Trosoramanus - Guitar
Speednecromancer - Bass




Diskografi;

Satanic Commando (Demo), 2005
Satanic Metal Attack, 2006
Blood Vomit and Satan (Toplama), 2007
Second Strike, 2008
Metal Damnation (2009)
Back from the Fire EP, 2011
Live in Italy EP, 2011

CEM KURTULUŞ,2011