// body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...
// etiketinden önce aşağıdaki kodu ekleyebilirsiniz. // body elementide aşağıdaki şekilde düzenlenmelidir. ...

Etiketler

Tarih

Kategoriler

Iron Maiden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Iron Maiden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2014

Iron Maiden - Seventh Son Of a Seventh Son (1988)


















" Kaderin Hikayesi"


Konsept albümler genellikle hikayelerle, sırlarla ,karanlık sözlerle doludur. İçindeki şifreli mesajları  çözmek isterken kendinizi farklı bir dünyada bulabilirsiniz.  Kısaca beyninizi allak bullak eden sözler zihninizi kemirir. Konuya gelecek olursak; konsept albümlere genellikle Progresive Rock gruplarında rastlarız. Jethro Tull,Pink Floyd,Rush gibi gruplar bu konuda örnek gösterilebilir. Heavy metal gruplarında da mitolojik kahramanlar konsept adı altında işlenir albümlerde, böyle de genele yansıtılır.  Bunun haricinde  son olarak Manowar’un God Of War’ı ,Judas Priest’in Nostradamus albümü konsept konusunda akla gelenler arasında yerini almıştır. Iron Maiden,   “Somewhere In Time”  gibi tartışmalı bir albümden sonra 1988’in Nisan ayında “ Seventh Son Of The Seventh Son”  albümüyle geri döndü. 

Kadro eski Iron Maiden kadrosunu hatırlatır bize. Dave Murray,Adrian Smith, Steve Harris,Bruce Dickinson,Nicko Brain kadrosuyla aynıdır. “Piece of Mind “ albümüyle aynı özellikleri taşıyor. Mistisizm,kehanet, reenkarnasyon,felsefi düşünceler üzerine yoğunlaşan bir albüm albümün genel konseptini belirliyor.

Adrian Smith ve Bruce Dickinson imzalı  " Moonchild"   Aleister Crowley  tarafından  Liber Samekh ritüaline  dayanıyor. Aynı zamanda konuyla bağlantılı mitolojik ve dini referanslar bulmak mümkün. Lirikler Hristiyanlıkta yedinci mühür olarak bahsedilenlerle ilgili.  Diğer bir rivayete göre bu şarkı nedeniyle Iron Maiden bazı ülkelerde “ satanist “ damgası yedi.  Hikayeyi Bruce’ın başlatmasıyla sonrasında gitar synthesizer'ı Bruce’ın şarkı içindeki hakimiyeti, Adrian Smith’ın de leziz sololarıyla şarkı şeklini alıyor.  

Huzursuz uykular , sonsuz rüyalar ve korkularla birleşen temalı  “ Infinite Dreams”   altyapısı, ve kusursuz geçişleriyle bir trans hali yaratıyor.  Bir rivayete göre   şarkıda Steve Harris'in rüyalarından ve kabuslarından bahsedildiği söyleniyor.  Huzurlu bir giriş anlatılır,daha sonrası sözleriyle korku ve kaygı arasında sözlerde atmosfer değişir.

Şok etkisi yaratan “Can I Play With Madness” konserlerin olmazsa olmaz parçalarından. İlk single olma özelliğini  taşıyor.  Yaşlı bir peygamberden, geleceği öğrenmeyi isteyen tema üzerine kurulu.  Enerjik bir hava hakim,temposuyla da mutluluk yayan şarkılardan biri oluyor.  Bruce’un hareketli vokali albümün dinamikliği yönünden hikayeyi farklı yöne taşıyor. Klavye şarkıya ayrı bir hava katmıştır. Bruce şarkıda harikalar yaratmıştır. 2.42’de gelen gitar soloları beynimize işler, kısa olsa da  etkiyi yaratmasını bilir. Kusursuz melodilerle döşenmiş “ The Prophecy”   kehanet dolu temalı sözleriyle öne çıkıyor.  O sözlerden bazısı şöyle yerini alır;  "neden beni dinlemiyorsun /gerçekten 7. çocuk olduğumu anlaman çok mu zor/senin yaşaman ve ölmen bana bağlı,ızdırap ve olması yakın acı felaket" 

Akustik gitar bölümü,ve şarkının bütünlüğündeki altyapılarıyla oluşmuş melodiler ise cezbedici.


Steve’in bass gitarı konuşturmasıyla  başlayan   “The Clairvoyant”  şarkının başlarından itibaren  80’lerdeki Iron Maiden dönemini hatırlatır. Steve Harris’e göre Medyum/kahin Doris Stokes’in ölümünden esinlenerek yazılmıştır sözleri. Başkalarının gerçeğini ve yalanını görüp de kendisiyle öngörüde bulunamayan kişiye dair yolculuğa çıkar. Dave Murray’ın leziz sololarını klaslığı, Bruce’un güçlü vokaliyle bir bütünlük sunar dinleyene.

Kapanış şarkısı “ Only The Good Die Young” iyiler erken ölür sorusuna bir cevap gibi gözükse de  şarkının içeriğinde kaderin kurtarılamaz olduğu düşüncesi vardır.” Aklındaki şeytan gece yatağında sana tecavüz edecek” cümleleriyle başlıyor şarkı. Yedinci Oğul'la alakalı sözlerle devam ediyor. “sadece iyiler genç ölür/bütün şeytanlar sonsuza dek yaşayacak gibi “ sözüyle de  özet geçiyor. Albümün girişinde “ Yedi Mühür “ yasasıyla açılan albüm, Yedi Mühürün yasasına dair sözlerle kapanıyor.

Konsept albümlerin başarılı olup olmadığı her zaman tartışma konusu olmuştur. Özellikle Steve Harris’in bu albümde lirikler üstüne yaptığı iş çok üst düzeyde.  Bu albümün yaratılmasında Steve Harris, “ Seventh Son “ kitabını yazan Orson Scott Card’dan etkilendiğini söylüyor. Bu açıdan da  Harris’in yönünden bakacak olursak da yazdığı liriklerin üst seviyede olduğunu gösteren bir albüm “Seventh Of A Seventh Son “   Aynı zamanda klavyenin kullanıldığı ilk Iron Maiden albümü oldu.  Ama bunu grubun içindeki kendi üyeleri yaptı,bunun için ayrı isimler çalmadı bunları. Bu albümde de bunları Adrian Smith ile Steve Harris üstlendi. 

Toparlarsak; 80’li yıllar yönünden bakacaksak konsept albüm sıralamasında ilk sıralara oynayacak, lirikleriyle ,müzikleriyle heavy metal dünyasını etkilemiş bir albüm olarak hatırlanacaktır bu albüm.

NotAlbümle ilgili  Bruce Dickinson, yapmak istedikleri konsepti tam anlamı ile başaramadıklarını, aynı sene çıkan, Queensychre'ın “Operation Mindcrime “ adlı konsept albümünün çok daha başarılı olduğunu söyledi.

Cem Kurtuluş,2008

08 Eylül 2010

Iron Maiden- The Final Frontier (2010)





















--> Iron Maiden müzik dünyasına ilk adım attığında İngiltere’de ve dünyada punk rüzgarları esiyordu, haliyle medya onları yeri geldi yerden yere vurdu. Ama onlar buna aldırış etmedi, kendi yollarına devam ettiler. Birçok yeniliğe imza attılar. Her zaman müziklerinin üstüne koydular. Albüm kapakları eleştiri konusu oldu o dönemler. Bazıları onlara maço, kaba ve militarist gibi sıfatlar koydular.  Basın onlara dair ne diyeğini tam olarak bilmiyor, onlar hakkında istediklerini yazıyordu fakat grup üyeleri her zaman cevabı müzik ile verme yoluna gitti. Seneler geçti ve onlar pes etmedi, Kimileri Bruce Dickinson’un olmadığı dönem gruba haksız eleştiriler yapsada onlar bu eleştirelere yine müzik karşılık verdi. Steve Harris karısından boşanmış, kendini bunalıma itmişti o dönemde ve bence o yıllarda yapabileceklerinin en iyisini yaptılar. Final Frontier onların 15.albümü ve ne mutlu ki geçen yıllarda grup hala müzikal gelişimini sürdürüyor. Tüm bu veriler ışığında albümün Arabistan'da bile 1 numara olmasına şasırmamak gerek bence. 

Bu defa elemanlar soundda birkaç oynama yapmış. Grubun esas oğlanı ve temel direği Steve Harris yerine diğer elemanların öne çıktığını göreceksiniz. Baştan söylemek gerek albüm birkaç dinleme ile içine girilecek bir çalışma değil! Albümden yayınlanan ilk şarkı  "El Dorado" çıktığında çok kişi dudak bükmüştü ama dinleyip beklemek en mantıklısıydı.  Grup bu albümle bizi uzayın derinliklerine yolculuğa çağırıyor.

Satellite 15...The Final Frontier: Intro niyetine gelen "Satelite 15" atmosferik pasajlar ile dolu ve başarılı bir açılış. Albümün isim şarkısı "Final Frontier" a ise çok ısındığımı söyleyemem,  ama ortalara doğru Bruce Dickinson o muhteşem sesiyle adeta  "biz buradayız siz nerdesiniz" diye haykırıyor. Şüphesiz Harris sonrası grubun olmazsa olmazı kendisi.

El Dorado: Albümden çıkan  ilk single, çoğunluk gibi ilk dinlediğimde sevememiştim.  Dinledikçe alışılıyor. Şarkının girişinde Steve bass gitarını konuşturuyor. Lakin Bruce’un vokal tarzı pek bu şarkıya gitmemiş.  "El Dorado come and play, El Dorado step this way" diye bitiriyorum. Bu nakarat ağzınıza sakız oluyor benden söylemesi.

Mother and Mercy: "Mother Of Mercy, Angel of pain , Mother Of Mercy  Taking my last breath" nakaratı ile şarkı ilk dinlemede beyninize kazınıyor. Bruce yine farkını ortaya koyuyor. Şarkının esas oğlanı Bruce Dickinson solo albümlerine şık bir göndermede yapıyor.

Coming Home: Albümde benim gibi pek çok dinleyicininde ilk dinlediği anda favorisi olan şarkı.  "Over borders that divide the earthbound tribes,  no creed and no religion, just a hundred winged souls. We will ride this thunderbird" gibi düşünülmüş sözler şarkıyı sürüklüyor.   Özellikle solosu çok klas, baş döndürecek cinsten. King Crimson göndermeleri ve progressive rocka selam çakmalar gözden kaçmıyor.

The Alchemist: Girişteki melodisi ile bizi eskilere götürüyor.  Bruce her zamanki gibi farkını bizi uçurucu enerjisiyle ortaya koyuyor. Gitarlar çalışıyor, sololarda gayet keyifli.  Gözlerinizi kapatın, kendinizi  Iron Maiden konserinde hayal edin,ve bu şarkı çalıyor. Söylediğim klişe ama yinede deneyin.

Isle of Avalon: Progressive yapının öne çıktığı şarkı, Bruce’un  karanlık ve gizemli girişi şarkıya ayrı hava katıyor.Bir selamda Dance of Death yıllarına çakılmış.  Yavaş girişlere alışık değilseniz bu şarkı size pek gitmeyebilir. Özellikle hızlanan kısımlar jet hızıyla uçar gibi oluyorsunuz.

When the Wild Wind Blows:
Bağımlılık yapan,müptelası olduğunuz şarkılar vardır hani bir türlü bırakamazsınız, ne kadar uzun olursa olsun size keyif verir. İşte o şarkılardan biri, albümdeki en birinci favorim.  Steve Harris’in tek başına yazdığı 11 dakikalık "When the Wild Wind Blows" ise Raymond Biggs’in When the Wind Blows isimli romanından uyarlanan uzun metraj çizgi filmden konusunu alıyor. Steve Harris söz yazma konusunda aşmış kendini, pek söz bırakmamış geriye. Girişte Bruce’un o karanlık ve gizemli sesi, şarkının ilerleyen dakikalarında sizi harekete geçiriyor.

Sonuç itibariyle onların yaşları geçse de  neler yapabileceklerini gösterdiler. The Final Frontier ismine de aldanmayın. Bruce bir röportajında diğer albümümüzün ismi espirili bir şekilde ’’never say never’’ olacak diyordu. Anlayacağımız bu adamlar daha çok albüm çıkarır, ama yaşlarıda ilerliyor. Ne mutlu ki ruhları hala çok genç!


Cem Kurtuluş, 2010


02 Şubat 2010

Iron Maiden - The X Factor (1995)





















1992’de Fear of the Dark albümü sonrası Bruce Dickinson, Iron Maiden grubundan ayrıldığında herkes merak ediyordu bu  işin nasıl olacağını.  Grup,  bu merak dolu süreçten sonra grup yeni vokalini “ Blaze Bayley” olarak belirledi.  Bayley fazla artısı olan biri değildi  ama iş görücü vasıflara sahipti.   Wolfesbane’da çalıyordu Blaze o sıralar, kendisi için büyük değişim, daha çok konuşulacağı bir grupta olmak kendisinin anlattığına göre de büyük bir deneyimdi.  Blaze’in gruba katılması zor bir karardı, Steve Harris ince elip sık dokuyordu sözü bunun için yeterliydi. Birkaç seçme sonunda seçmişti Blaze’ı, grubun kimyasına uyması konusunda kararsız fikirler vardı. Blaze gruba katıldığında da yenilik başlamıştı. Blaze gruba katıldığında Steve Harris “  Iron Maiden'ı Bruce Dickinson'dan ibaret zannedenler bu albümü dinleyince çok şaşıracaklar"  sözleriyle anlatıyordu bu durumu.

Takvimler 2 ekim 1995’i gösterdiğinde albüm Steve Harris ve Nigel Green prodüktörlüğünde raflardaki yerini aldı. Karısından ve çocuklarından ayrı bir Steve düşünürsek albümün karanlık ve gizemli olması normaldi. Pek çok sözün yapımında Steve Harris’in imzası vardı,bunun haricinde  90’ların ortalarında Yugoslavya’da savaş sürüyordu. Blaze bu albümün çıkış sürecinden bahsederken devamlı savaş görüntülerinin televizyon kanallarını işgal ettiğinden bahsediyor.  Albümün kapağı ise çoğu ülkede yasaklandı.   Albümün çizimini bazı kişiler Derek Riggs olarak bilse de  Megadeth,Rush gibi grupların albüm çizimini yapan Hugh Syme'ye ait kapak.  Ayrıca bazı hayranlara göre bu albüm bir zafer olarak nitelendirilir.

Albüm, “ Sign Of The Cross”   ile açılıyor. Bass tonları altında, karanlık bir altyapı olarak büyüsünde ilerliyor. Steve Harris’in büyülü tonlarında, yaratıcılığına şahit oluyoruz. Aynı zamanda albümün en uzun şarkılardan biri olma özelliğini taşıyor. 11 dakika boyunca inanılmaz değişimler ,melodiler, sololar, Nicko’nun davul ataklarıyla şarkı bir şölene dönüşüyor.  Umberto Eco’nun Türkçe’ye “ Gülün Adı “ olarak çevrilen romandan uyarlanan şarkı aynı zamanda  dini sorgulayıcı sözlerle ve büyülü atmosferiyle uzun süresine rağmen sıkmıyor.

“ Sineklerin Tanrısı “ olarak Türkçe’ye çevrilen aynı isme sahip kitaptan ve filmden esinlenilen, Harris ve Janick Gers imzalı  " Lord Of The Files”  
eski Iron Maiden dönemlerini hatırlatan melodileriyle, Blaze’in güçlü vokaliyle  öne çıkıyor.   "Saints and sinners, Something within us,To be lord of the flies…"  sözleriyle özetleniyor.


Michael Douglas’ın oynadığı  “ Falling Down “ filmine dayanan Blaze ve Harris imzalı hiçbir şeyin adil olmadığını resmeden şarkı   " Man On The Edge"   Blaze'in güçlü vokaliyle, Janick’in lezzetli sololarıyla başkaşıyor. Savaşın karanlık yüzünün en güzel örneklerinden  muhteşem Harris liriklerine sahip " Fortunes Of War"  bir askerin kendi kendini sorgulaması ve savaş sonrası girdiği depresyonu anlatır.  Blaze'in dokunaklı vokaliyle, Harris’in melodileriyle ve  sonrasında gelen  5.01'de Janick Gers ve Dave Murray ikilisiyle gelen sololar şarkıya noktayı koyuyor.

Depresifliğin ağır notalarıyla birleştiği “  Look For The Truth”  insanın kendi korkularıyla yüzleşen lirikleriyle Blaze’in vokaliyle transa geçirtiyor.  

“ The Aftermath”  Albümün genel temasının en tipik örneklerinden.. Savaşın anlamsızlığını  sorgulayan bir başyapıt.  Savaştan sonra kimsenin kazanamadığını vurgular ve " After the war What does a soldier become"  nakaratları ile özet geçer. Aynı zamanda bu şarkının yapımında Blaze Bayley’in katkısı vardır. Kaynaklara göre Blaze’in büyükbabası birinci dünya savaşında ölmüş,Blaze’ın bir not defterinde buna dair fotoğraf bulunmuştur. Siegfried Sassoon’un şiirlerini okuyarak Blaze bu şarkıya katkı sağlamıştır. İlk önce asker neden orada olduğunu soruyor, sonra savaşın getirdiklerine dair sözünü söylüyor.  Blaze’in ses renginin ruhuyla birleştiği tema da bundan nasibini alıyor.

Steve’ın  edebi yönden lirikleriyle  kendini belli ettiği " Judgement Of Heaven"   depresyon vari hayatları merkeze koyar, bu merkez de intiharı sıkı anlatır şarkı. Karanlık ve umutsuz şekilde melodileriyle birlikte sorgulama içinde bırakır şarkı sizi,şu sözlerle cevap verir.
  
“ öyle uzun süredir depresyondayım ki
ne zaman mutlu olduğumu anımsamak güç
intihar etmek istedim belki bir düzine kez ya da daha fazla
ama bu kolay yol, bu bencilce yol
zor olan yaşamını sürdürmek “

1992-1995 arasında yaşanan Bosna savaşına dayanan hikayeyi merkeze  " Blood On The World’s Hands"  Steve Harris’in ne büyük bir söz yazarı hem de bas gitarist olarak tanıklık etmemizi sağlıyor bu şarkıyla ve dünyanın eline kan yapıştığını,bunu dünyanın izlediğini resmediyor.

Joseph Conrad’ın Heart Of Darkness kitabından ve “ Apocalypse Now filmine dayanan “ The Edge Of Darkness”   özel bir öldürme görevine giden bir askerin iç hesaplaşmasını anlatır.  Şarkının sözleri vietnam’da cinnet geçiren bir asker hakkındadır. Albümün kapanış parçası olan “  The Unbeliever” albümün genel atmosferinden farklı bir havaya bürünür.  Depresif sözlerin etkisinden sürer.

1992 yılında “Fear Of the Dark” albümünü takip eden karanlık notalar “ The X-Factor “ ile büyüleyici bir hal almaya başlamıştı. Steve Harris’in besteleri, Blaze’in ses rengi ve şarkıların karanlık temasına uyumu, çift gitardaki uyum ve davul… Televizyonlarda savaş görüntülerinin devam ettiği bir ortamda çıktı “ The X Factor “ Blaze Bayley de bunun etkilerinin olduğunu söyleyip “Sanırım hepimiz içimizdeki karanlık taraflara ve insan ruhunun karanlık tarafını çizdik ve bu karanlık enerjiyi olumlu bir şekilde kullandık”  sözüyle anlatıyor bu albümü. Sonuç olarak ; Bruce Dickinson sonrası grubun kimyasına uyan,o karanlık havayı taşımada iz bırakan  Blaze Bayley bu albümün yaratılmasında büyük iz bıraktı.

Kadro
Blaze Bayley Vokal
Steve Harris Bass Gitar
Dave Murray Gitar
Janick Gers Gitar
Nicko Mcbrain, Davul


CEM KURTULUŞ, 2010


29 Ağustos 2009

Ölümle Dans Eden Albüm: Dance Of Death (2003)



















































Ölüm;
her şeye gebe bir mevcu, üstünde konuşulması gereken bir şey. Bunun hakkında ne dersek diyelim kaçışın olmadığı tek gerçek ölümün kendisi. Ölümün olmayacağını düşünmek hayalden öteye gitmez hepimiz için.
  “ Dance Of Death” de Iron Maiden’ın ölüm üzerine mevzuları anlattığı albüm üzerine içinde çok söz söylenen bir albüm, Harris yine edebiyat parçalıyor. Savaş mevzusundan gidiyor Ölüme.

“ Dance Of Death” Iron maiden’in şüphesiz en çok tartışılan albümlerinden biri.  Bunun nedeni  albüm kapağı. Albümün kapağı David Patchett tarafından hazırlandı.  Albümün kapağında gördüğümüz tasarım aslında Patchett'in hazırlık aşamasında çizdiği bir taslaktı. Ancak grup kapakta bu taslağı kullanmaya karar verdi.  Bu nedenle tartışmaya yol açtı. Iron maiden halen üretmeye devam ediyor. Brave New World gibi bir klasikten sonra, Iron Maiden'ın hala neler üretebildiklerini görmek için eşşiz bir albüm " Dance Of Death"

Iron maiden albümleri her zaman karanlık, korkutucu ve gizem doludur. Iron Maiden’in işlediği temalar her zaman hayatın içinden seçilmiştir.  Savaşlar, üzüntüler, Ölümler, kayboluşlar ve daha niceleri...


Iron Maiden’in vazgeçemediği şarkı sözleri genellikle savaşlar hakkındadır. Grup İngiltereli olduğu için ,İngiltere’nin geçmiş tarihinde yaşanmış olayları anlatır. Bunun en basit örneği “ Paschendale”  şarkısıdır. Şarkının ana teması, adını 1917 yılında Alman ve İngiliz ordularının karşı karşıya geldiği, tarihin en kanlı savaşlarından birinden alır. Her iki taraftan 300.000 civarında askerin yaşamını yitirdiği Paschendale muharebesini anlatan şarkıdır.

“  Wildest Dreams”  Albümde çıkan ilk single olma özelliğini taşır. Şarkı hızlı davul ritimleriyle, bruce’ın hızlı vokalleriyle dikkat çekiyor. En sevdiğim kısım bu nakaratlardır."I'm on my way Out on my own again." Şarkının sözleri ise The x Factor albümünü aklımıza getiriyor. Steve harris’in 90’ların başında karısından boşanmasıyla steve bu sözleri yazmış olabilir. Bir yol şarkısı içi ideal kesinlikle. Şarkıya farklı açılardan bakarsak şu ayrıntıyı yakalayabiliriz. Hiçbir şeyi umursamayan takmayan kaçmak isteyen insana sesleniş " Wildest Dreams"

 Solo’dan sonra sessiz bir biçimde bruce’un girmesi olayı kopartıyor.  “ I'm on my way ,Out on my own again , I'm on my way” tekrarlanan nakaratlarla noktayı koyuyor Bruce.

" Rainmaker" Albümdeki favorilerimden.  Hız ,heyecan,coşku,enerji hepsi bu şarkıda  . Konserlerin vazgeçilmezlerinden.   Murray,Harris,Dickinson üçlüsüyle karşı karşıyayız. Bu şarkıda 3 gitarı da net bir şekilde ayırt edebilmekte güzel bir duygu.  Lirikler  bir o kadar etkileyici. Çölde dolanan gerçeği aramak için yola çıkan bir adamı anlatıyor.  O adam gerçek ve hayal arasında gelip gider. Acı çeker, yok olacağını düşünür ,ve birden meleklerin sesini duyar,ve meleklerin ona yardım edeceğini düşünür.  Şarkı bu  duygular içinde geçer.

" No More Lies"  Klasik bir Steve Harris şarkısıyla karşı karşıyayız. Yavaş clean tone da gitarlarla başlıyor. Bu şarkıda olumsuz bir yer varsa o da hızlandırılmış bir şekilde No More Lies kelimesini bruce’un tekrarlamasıdır.3.51’den 4.11’e kadar çalan gitarlar olağanüstü. Şarkıda üçlü gitar saldırısını hemen hissediyoruz

" Zaman doldu
dönüş yok
gökyüzü karardı,
sis çöktü"

işte bu duygularla ilerleyen bir şarkı.

" Montsegur"  Iron maiden yaşanan gerçekleri güzel bir dille anlatmayı biliyor. Bunu şarkıya dökmesi de ayrı mevzu.  Şarkı Ortaçağ'da yaşanan Cathar (Kathar)  katliamını konu alıyor.  Şarkının ana teması 13.yy´da katolik kilisesinin bölge halkını kadınlar ve çocuklarla birlikte ateşe atlamak zorunda bırakmak suretiyle gerçekleştirdigi katliamdır.

" Biz hepsini katlederken  Tanrı kendi kahkahasını  duyacak
 Onlar öbür tarafı boylarken güneşe çıktım
 Bir köpek gibi yan yada bir köle gibi yaşa
 Ölüm ödemen gereken bir bedel
  Katharlar'la kalıp ölmen için  Ruhunun özgürlüğü için…"

 Janick şarkı da gitar pozisyonunda biraz geride kalmış. Şarkıda Steve Harris, Bruce ve de özellikle Adrian Smith daha çok öne çıkıyor.

“ Dance Of Death “ Albüme ismini veren şarkının olmasının haricinde bu şarkı başlı başına bir yapıt.
Kahramanımız hikayeyi anlatmaya başlıyor. Bruce'ın şarkıya girmesiyle ölümü iliklerimizde hissediyoruz ilk saniyeden itibaren.

 "Yaşam kadar gerçek, ölüm kadar acımasız bir hikaye
 Bir gece ormanda dolaşırken yaşadığım bir şey hakkında
 İçkiliydim ama fazla değil
 Amaçsızca geziyordum, ay ışığının tadını çıkararak, yıldızları izleyerek
 Çok yakınımda olan bir varlığın haberinde olmayarak; o her hareketimi izliyorken ."

" Bir varlık üzerime saldırdığı zaman korktuğumu hissettim, dizlerimin üstüne düştüm.
 Beni din de olmayan bir yere götürdü. Saygınlığımı kaybettiğim yere.
 Beni geri çağırdılar, onlara katılmam için, unutulmuşla dans etmem için.
 Ateş çemberine onları takip ettim, çemberin ortasında önderleriydim."

 Hepimiz anlam veremediğimiz gerçeklerle karşılaşmışızdır. Tanımlayamadığımız varlıklar görmüşüzdür. Bir çoğumuz bunun farkına bile varamamıştır. Bunun tesadüf olduğuna inanmışızdır. Onlara hayal adını vererek unutmayı tercih etmişizdir. Gerçeklerle yüzleşmenin tek yolu ,hayallerden uyanmaktır.  Hayal olarak gördüklerimiz kısa zamanda gerçeğe dönüşür. Iron Maiden vurucu sözlerle mevzuyu anlatmaya devam eder.

" Zaman durmuş gibiydi, ben korkudan dona kalmıştım
  Hala gitmek istiyordum, ateşin alevi beni yakmadı
  Kızgın kömürlerin üstünde yürüdüğüm zaman transta olduğumu anladım
  Ruhum bedenimden yükseldi. Sadece bir kişi tanık olsaydı yaşadıklarıma.
  Onlarla dans ettim, oynadım ,şarkı söyledim hepsinin gözlerinde ölüm vardı,
  Cansız figürlerdi hepsi ölüydü, Onlar cehennemden yükselmişti.
  Ben ölülerle dans ettikçe, özgür ruhum gülüyor ve haykırıyordu
  Ölü bedenimin altından Ölülerin çemberinde sadece dans ettim.
  Ruh ve bedenimi yeniden birleştirme zamanı gelene kadar, ruhum geri gelmişti.
  Ölü müyüm canlı mıyım bilmiyordum. Diğerleri bana katılana kadar.”

“ Ölümüyüm canlı mıyım bilmiyorum . Gerçeği görebilmem için ölümü görmem gerekir. “ Bu da şarkının ana teması. Ölüm ve yaşam arası farkları bizlere sembolik bir şekilde anlatıyor. . Anlatılanlar ölüm ve gerçek arasından çizgidir.



“ Gitmeme neden izin verdiklerini sanırım hiç bilmeyeceğim
 ama bir daha asla gitmeyeceğim, ölüler dans edene kadar.”


 Şarkı Janick Gers’in gitar tonlarıyla başlıyor. Bir süre devam ediyor. 31. saniyede bruce’un şarkıya katılmasıyla sessizlik oluşuyor. Şarkının en sevdiğim yeri gitarların hızlandığı kısımdır. Şarkıya en büyük katkısı olan eleman janick gers. Janick ile Harris iyi iş çıkarıyorlar, bunun sonrasına Bruce’un güçlü vokali eklenince  ölüm dansına hazırlanıyoruz.

“ Gates Of Tomorrow “ Albümün en zayıf şarkısı olarak görülür. Girişte gitar oyunlarıyla karşılaşıyoruz.  Lirikleri gerçekten korkutucu ve büyüleyici . Şarkını genelinde klasik janick gers sololarına rastlıyoruz.

" Kalbinin ve ruhunun etrafından bir ağ örülü, gözlerini aldatıp seni yoldan çıkarıyor.
 Gemiler geceleyin geçerken, kimse onları görmezken
 Günün ilk ışıklarını çocuklara ve kadınlara teslim ederler Ölülerin ruhlarına…"

" Ben onların kitabını gördüm, Gittiğim yerde merhametten söz edilmemişti
 Affedilmek istiyorsun ama bunu ucuz sanıyorsun
 bunu o kadar kolay sanma. İnanan birine kurtuluşu için ödül vermem."
 Sen kendini kurtarmazsan seni kurtaracak tanrı yok 
Bunun için bir deliyi suçlayamazsın, delirirsen 
Devam edecek gücü ver bana “

Şöhretin bedelini ödediğinde acı çekersin. Arkana baktığında seni kurtaracak bir tanrı yoktur. Şöhret sevdalıların sonu her zaman hüsranla bitmiştir, önce olaylar güzel gelişir ,sonra felakete döner ve arkasına baktığında her şeyi kaybetmiş yardım eden kimse yoktur.


Şarkıda asıl konu bir ağda tuzağa düşen insanları anlatır.

" Ağın içinde takılı kaldım – ama ipleri kestim
Sana yarının kapılarını gösteriyorum"

Bazen ağın içinde takılı kalmışızdır ,ipleri kesmişizdir ama bizi kurtaracak bir şeye ihtiyaç duymuşuzdur. Yarının kapılarını aralayan gizli bir güç,a ma bu ne , yardımıza koşan,her zaman yanımızda olan bir şey.

" New Frontier"  Nicko’nun ismini görmek bu şarkıda güzel.. Zaten Steve'in dediği gibi Iron Maiden için tüm elemanlar şarkı yazabilir.. Önemli olan tek şey yazılan şeyin gerçekten güzel olması. Nicko da bunu yerine getirmiş. 20 yıl sonra grubun bateristi Nicko Brain karşımıza çıkıyor bu şarkıda.  Bruce’un sesi ve ,Nicko’nun hızlı davul ritimleri  harekete geçiriyor bizi. 3.07’de gelen sololar ise olağanüstü.

Şarkının içeriğinde basit bir hikaye geçmiyor. Dr. Frankenstein’den söz ediliyor. Şimdiki yazacağım satırı alıntı yapmak istiyorum. Bu satır dr.frankenstein ile ilgilidir.

“ Ama diğerlerine inanıyorsun; Adem'le Havva'ya,
 cennetle cehenneme, iyiyle kötüye..
Bunların hepsi hurafedir.'

Dr. Frankenstein, yıllar süren çalışmaları sonucunda 'yaşam sıvısı' nı bulmuş, manyetik alan oluşturarak hayatın kaynaklanmasını sağlamıştır. Bu yaşam sıvısı plasentayı hatırlatan, adeta hayatın ana rahminde yeşerdiğini akla getirmek için kullanılan bir sembol olan bir sıvı. Bu sıvıda gelişip sonunda bir insan biçimini alan yaratığın duruşuysa cenini andırıyor.

Bu inanılmaz keşfini öğrenen etrafındaki herkes Frankenstein'a kızmaktadır: 'Tanrı rolünü oynayamazsın! ' ama o, oynamak istemektedir.

Frankenstein’in hikayelerini daha önceden okumamıştım. Korkutucu, sırlarla dolu, büyüleyici, esrarengiz demekten kendimi alamıyorum. Bu şarkı bir şeyi sorgulamanın ifadesidir. Orda Frankstein ,tanrı’nın rolünü oynamak ister. Ama insanlar frankenstein’e kızmaktadır. Sen tanrı’nın rolünü oynamazsın diye tepkilerini koyarlar. Merhametsizce ve korkusuzca tanrıyı oynuyoruz. İşte bu cümleler kesinlikle bu şarkıyı anlatıyor. Şarkının içinde bilimsel konular anlatılır, klonlama gibi konulara değinilmiştir.

" Paschendale"  albümün baba şarkısı. Hem müzikal olarak hem liriksel olarak olağanüstü. Yukarda bahsettiğimiz gibi bu şarkıda mevzu I.Dünya savaşı.  Şarkının 3.20’liğindeki kısmı etkileyici.

" Yabancı bir toprakta uzanmıştı tek başına asker,bilinmeyen mezar.
 Son sözlerinde dua edip yalvarıyordu.
 Paschendale’in dünyasını söylüyordu. "

Şarkı bir savaşın hikayesi değil bir askerin hikayesini anlatır.

" Bunca zamanki acısını hafifleterek ruhuyla son alışverişinde
 Gözyaşlarıyla kurşunları paslandırdı Bana onunla ilgili yılları anlat "
Kanla kaplı siperde uzanıyordu timi öldürmüştü
Benim ölümüme kadar yüzümde yağmurları hissediyorum arkadaşlarımı bir daha göremeyeceğim."

Savaş anındaki bir askerin yaşadıkları ile ilişkili cümleler. Dumanın içinde çamur ve kurşunla beraber . Korku, dehşet,acımasızlık  , en sonunda zaman duvarı aşma zamanıdır. Kesintisiz ateş ve hepimizin sonudur. Ölü arkadaşlarıyla birlikte gelecek askerin yaşadıkları!

" Islıklar ,bağırışlar yerde yatan insanlar daha fazla ateşlenen silahlar
 yaşamsız bedenler dikenli teller üzerinde asıllı duruyor .
 Savaş alanında kan gövdeyi götürmüş, göz gözü görmüyor.
 Askerler yerde kıvranıyor.
 Sonunda ölü arkadaşlarımla bir araya gelebileceğim."

Bir askerin ne yaşadığını acımasız şekilde anlatıyor Maiden, bunu yapmayı sever ama bunu anlatırken karşındakinin de bunları hissetmesini ister.



" 18 yıl boyunca bir sürü asker çamur içinde süründü
Daha fazla gözyaşı yok
Kimsenin kazanamadığı bir savaş var öldürme zamanı geldi çatıyor."
Evden çok uzakta yaşama şansımız sadece savaşmak evden çok uzaktayız.
Fakat yaşama şansımız savaşın kaderine bağlı
Bizim ve düşmanlarımızın bedenleri ölüler denizinin dışına taşıyor artık,
Kimsenin toprağında bir tek tanrı biliyor,ölümle dalga geçiyoruz adeta.
Ölüme meydan okuyoruz.
Çarmıha gerilmiş gibi müttefikler toplanmış halde kayıpları için yas tutuyorlar
Alman savaşı sadece propaganda makinesi oldu
Daha önceden hiç görülmemişti böylesi.
Tarihin en kanlı savaşlarından biriydi.
Etrafı kan götürüyordu, insanlar ölüyordu.
Acılar ,sefaletler ardı ardına geliyordu.
Çünkü bu savaş tarihin en kanlı savaşlarından biriydi.
Yüzbinlerce insan öldü ve sakat kaldı."
Meleklerin ağlamalarını duydum
Tanrıya şükredelim ki fazla ölüm olmayacak gibi
İnsanlar gerçeği biliyorlar, paschendale dedikodusunu anlat."

Zalimlik bir insan kalbine sahip her adam kendi bölümünden sorumlu ,öldürmelerimizin dehşeti insan kalbi hala aç halde. İnsanlar hala aç ama savaşmak zorundalar. Başka çareleri yok başka yaşama şansları yok. Savaşmadığı takdirde ölecekler,savaşırlarsa yaşama dair bir şansları olacaktı.

"Yerimde son bir defa ayaktayım,
yorgunum ama silahım hazır bekliyorum
 emirin gelmesini ,gerginim daha fazla kan akıtmak için hücum emrini bekliyorum."
Kan gökten yağmur gibi yağmakta insanlar ölmektedir
Silahların sesleri utançlarını gizleyemiyor
Ve biz paschendale’da ölüyoruz."

Bir askerin ölüme yakın olmasını ıron maiden bize bu sözlerle gösteriyor

"Son anda kurtulduğum şaraphane parçası dikenli killerden direk top ateşinin olduğu yere doğru koşuyorum
 Ağlamaya başladım,ama sesimi duyan kimse yok.
 Savaşın içindeyim,ama kimse yardım etmiyor
 Kanın boğazımdan indiğinin farkındayım
 Ölüm hemen baş ucumda."

Evden uzakta olan askerlerin savaşın bitmesini bekleyip çok uzaklara gitme isteği ve savaşmazsa öleceğini düşünmesi..

"Evden çok uzaktayım yaşama şansım savaşın bitmesine bağlı
Uzaktayım ,eğer yaşayacaksam savaşacağım.
Başka şansımız yok."
Rüzgarda ruhumu görüyorum sınırların ötesinde tepenin arkadaşındayım
Paschendale’de ölen arkadaş ve düşman tekrar bir araya gelecek."

Gerçek hikayemiz sona erdi. Savaşın acı hikayesinin bir anlatılışı bu şarkıda yatıyor, hem de acımasızca.

Her seferinde farklı bir askerin ruhunu hissedersin dinlediğinde. Her seferinde o askerlerin nasıl öldüğünü hissedersin. Savaşların bitmesi için sadece dua eder ve yalvarırsın.

Iron Maiden The trooper şarkısında olduğu gibi savaşın kötü yönlerini bu şarkıda da bize anlattı.  Acımasızlıklar, ölen ve sakat kalan insanlar,sefaletler, yoksulluklar, kaybolan insanlar.
Şarkının ismi Passchendale isimli bölgede gerçekleşen 3.ypres savaşının isminden geliyor.

“ Face In the Sand”  Şarkının girişi blood brothers’a aşırı benzemektedir Dilim döndüğünce hikayeyi sizlere anlattım. Savaşların ne getirdiğini hepimiz biliyoruzdur. Özellikle Bruce’un performansını takdirlik. Şarkının başlarındaki melodilerde yükselişe geçiyoruz. Sessiz sessiz giriş. Sonra Bruce’un hızlı vokali  az da olsa harekete geçiriyor. 4.14’te ise şarkıya renk geliyor.

Savaşlar, savaşlar, Savaşlar.. Bu dünyadaki her şeye sebep olan tek şey dünyadaki savaşlardır. Nedeni ne olursa olsun, gerek toprak kavgası gerek bir şeyleri paylaşma isteği. Sonucu masum insanların ölümü...

“ Herkes bir şeylerin olmasını bekliyor
 herkes bir şeyleri görmeyi bekliyor
 Deliler daha büyük felaket gelecek diyor
 Herkes televizyondaki haberleri izliyor.
Spiralin ucundaki sahte hayatlar, diktatörler dünyayı yönetiyor
Herkes arıyor ama kimse bir şey bulmuyor Her şey gizlilik içinde
Herkes neden diye araştırıyor ,herkes sonraki yaşamı umut ediyor
Bir sonraki yaşamı düşünüyorlar. Herkes Gökyüzünden gelen ölüme bakıyor."
Kabus artık gerçek olacak insanlar gözlerindeki maskeyi çıkarıyor
Herkes dua ediyor yalvarıyor ama kimse inanmıyor
 İzledim ve bekledim sadece bir cevap için dua ettim
 Kavganın ve dünyanın sefaletine bir son için dua ettim.
Savaşların bitişini istediğim için dua ettim.
Ama dua etsem de o son asla gelmedi.
İnsanlar savaşmaya devam etti.
Mezarları kazıldı, silahlar dolduruldu sadece öldürmek için.
İnsanların bu dünyadan temizlenmesi için."


Trajedimizin gelecekteki hatırası bu kumlu yüz. Savaşın hatırası her zaman akıllarımızda kalacak.

" Age Of Innocence"  Şarkıya sessiz  bir şekilde giriliyor. Steve yine ustalığını mükemmel sözler yazarak gösteriyor. Davulda nicko harikalar yaratmış, Bruce ise olağanüstü performans göstermiştir. Gitarlarda vokalle uyum içinde bize eşlik ediyor.

Yalanlar ,aldatmacılar, günahlar ve iki yüzlü politikacılar. İnsanları kandırırla r,tuzağa düşürürler ,hatanın bedelini masum insanlar öderler politikacıların bu söylediklerimiz umrunda bile olmaz. Adaletsizlikler ve daha bir çoğu bu şarkının hikayesi. Grup bu şarkısıyla asi bir görüntü çiziyor. Politikacılara nefret kusuyor, devleti yönetenlere ,haksızlıklara uğrayanların haklarını savunuyor. Adaletin ve eşitliğin olmadığı dünyaya grup bu şarkıyla selam ediyor.

“ Journeyman”    Iron Maiden tarihinde ilk kez tamamen akustik bir şarkı .şarkının Kapanış parçasına da uygun şarkı. Iron Maiden bu şarkıda yeni şeyler denemiştir bunu da başarmıştır .

"Biz ölümü aldattık o da bizi "

2000’li yıllarda Metal Öldü diye bazı insanların söylemleri vardı. " Dance Of Death"  Metal’in ölmediğine bir kanıt.. Metallica’nın st.anger faciasından sonra Iron maiden’in dance of death’i insanları uyandırmaya yetecektir!

CEM KURTULUŞ, 2008